Ayşen Aksakal-İtinayla Ahkam Kesilir

Aristokrat Poşet Çay

By  | 

Bizim gibi çayperver bir ülkenin; bir oturuşta bir demlik çay içen insanlarının bütçesi bayağı bir darbe aldı.

Yazı: Ayşen Aksakal

aysen.aksakal@mbsays.com

Son 10 yılda hayatımıza “kafe” kavramı girdi. Hani menüsünü az buçuk tahmin edebileceğiniz, soya soslu tavuk, cesar salata, kremalı mantarlı makarna çeşnisi barındıran. Kafe’leri severiz, JönTürkler’den beri “Ah şu Paris kafeleri” diye başımıza kakıldığı için, onların benzeri bu küçük kafelere laf edersek taş oluruz. Lakin yurdumun misafirperver esnaf kültürü bu kafeler ile sekteye uğradı. Hani gidersin bir kebapçıya; tak hemen tulum peyniri sıcak lavaş, tak acılı ezme, tak yeşillik sofrada. Üzerine hemen ikram olarak çaydır, Türk kahvesidir ne istersen. İşte bu kafelerde çayın ikram olma olgusu bitti. Bizim gibi çayperver bir ülkenin; bir oturuşta bir demlik çay içen insanlarının bütçesi bayağı bir darbe aldı. Akabinde Starbucks’ın Türkiye’ye girişi ile de zincir gibi çoğalan, uzmanlığı kahve olan bir sürü zincir kafe açıldı. Nerro, Gloria Jeans, Kahve Dünyası, Sir Winston Tea gibi kafeler ile bir bardak kahveye İskender parası vermeyi, tek kurabiyeye dürüm döner meblağı ödemeyi normal karşılar olduk.

Yıllarca Holywood filmlerinde, elinde kapaklı kahve ile işe giden polis memuru, avukat, doktor izleye izleye  özentiden bir yerlerimiz şişmişti, müstehaktı bize.

Ama geçen gün gerçekten içim şişti. Normalde yemek içmek konusunda sıfır kapris bir insanım. Asla tosttan turşu, domates bilmem ne çıkarttırmam, etlerinizi nereden alıyorsunuz diye sormam, kolama limon bile istemem ben ekstradan. Müesseselerin en sevdiği müşteri tipiyim aslında. Şef menüye bunu bu şekilde koyduysa vardır bir bildiği, denemiş en güzelini yapmıştır diye düşünürüm. ” Ay çok salaşşş çok güzelll” diye girdiğim meyhanelerde bir porsiyon hamsiye balina bedeli ödemişliklerim, çok nezih ve şık restaurant diye girip çorbamdan çıkan contayı kibarca peçeteye koyup iade etmişliğim vardır. Gene de kıyametler koparmadım.

Ama geçen gün, şirazeden çıktım, asfalyalar attı, nevrim döndü yani meali çok sinirlendim.

Kanyon’daki Gloria Jeans’e oturduk biz Brownie’ler; yapılacak işler var, internet lazım. Kahve ile kafayı açmaya çalışacağız.

Öncelikle buradan ifşa etmek isterim ki kendi internet bağlantıları yok, yandaki Mezzaluna’dan bağlanıyoruz internete. Ortak internete girmiş de olabilirler.

Ama büyük ihtimalle üçün beşin hesabını yapmacılık var.Bir adet sıcak sandviç söyledik; kaşarlı tostun ekmeği başka türlü olanından yani.

2 adet de ice latte; meali buzlu nescafe.

Böyle bir şeyler bekliyordum

Evet biliyorum kaşarlı tost ile kahve iğrenç olur ama o an öyle gerekti. Kahve uzmanı bir yerde soğuk kahve isteyince ben sanıyorum ki böyle kremalar, aromalar, süslü bardaklar ne bileyim kenarında bi rulokat filan. Yok anam; koymuş su bardağına kahveyi, ucuzcu kuaför ikramı gibi koklatılmış kahve suya, cılk bir kıvam, içinde de bildiğin buz küpü. Lezzeti de şu şekil; hani akşam kahve yapar, bir vesile içemeden yatarsın da sabah ziyan olmasın diye içine buz atıp içmeye kalkarsın lakin buram buram uydurukluk kokar ya o kahve; işte ondan.

Bunun gibi geldi

İdare ediyorduk gene de internet lazım diye, işimiz yapıp gideriz diye diye duramadık çay istedik. Böyle french press denen şeyin içinde sunulan çaydan sadece kuşburnu ve adaçayı varmış. Çok mantıklı; sıcaklık ne zaman 30 derecenin üzerine çıksa tanıdığım herkes hemen “sıcacık bir kuşburnu olsa da hararetimi alsa” demeye başlar.Öyle earl grey filan kalmamış, düz çay varmış.E tamam biz de anamızdan Oregon Tea, Thai Çayı diye doğmadık, siz söylemeseniz haberimiz yoktu hatta. Getiriniz düz çay.

Çay çok düz geldi ama; bir bardak sıcak su, yanında bir adet poşet çay…

Hediyesi 4,75 TL!  Dünyanın en krallara layık, aristokrat, sosyetik çayı.

İşte burada ipler, hatlar, sigortalar, triger kayışı ne varsa koptu bende.

Bu var ya; şimdiye kadar size çaktırmadan kayıyorduk; artık göstere göstere, göğsümüzü gere gere inciteceğiz  demek.

Çay; bildiğin düz çay...

O olmamış kahvelerin bardağına 10’ar kağıt, sıcak su ve 25’lik paketi 2,5 tl olan poşet çaylara 4,75’er lira, kaşarlı tosta da 8 TL vererek şanlı birer kek’e dönüştük,  yürürken önümüze bakarak mallık katsayımızı hesaplıyor, bu arada yürüyüşümüz değişmiş mi diye birbirimizi yan gözle kontrol ediyorduk.

O gün orada büyük bir yemin ettik; daha da Gloria’ nın kapısından girmeyeceğiz. O imkansızlıklar içinde canla başla çaba gösteren, güler yüzlü çalışanlarına da ancak sabır dileyebiliyorum. Bizsiz hayatlarında umarım payidar kalabilirler.

Türk kahvesinin 1 TL çayın 50 kuruş rayicinde olduğu eski kahvelerin özlemiyle; serin kalın…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir