Portre

Back to Black

By  | 

27’sinde bu dünyaya daha fazla dayanamayıp yavaş bir intihara giden  kadın.

Yazı: Zeynep Özdoğan

Amy Jade Winehouse, 1983 yılının sonbaharında Londra’da doğan 2000’lerin belki de en güçlü sesi. Burayı biyografik bilgilerle doldurmak istemiyorum. 20’li yaşlarında olanların müzik arşivlerinin başını çeken bir kadından söz etmek istiyorum sadece.

27’sinde bu dünyaya daha fazla dayanamayıp yavaş bir intihara giden  kadın.

Verdiği röportajlarda sürekli ünlü insanlar gibi yaşamak istemediğini; magazin sayfalarında gördüğümüz dünya starlarından olmak istemediğini anlattı. Uyuşturucu kullanması yüzünden ‘su testisi’ mantığıyla arkasından yazanların onu anlayamadığı bu dünyada; o da yeri olmadığına inandı.

Belki de maddelerin etkisinde olmadan bir ‘Back to black’i yazamayacaktı. Bütün bunlar onun hayatıydı; o da istediği gibi yaşadı. Bizi sesinden mahrum bıraktı ama ‘Eğer yarın ölürsem, mutlu bir kadın olarak öleceğim.’ de dedi.

‘Rehab’ dedi dünyaya. ‘No, no, no!’ diye de devam etti. Onu rehabilite etmek isteyen ailesine ‘Hayır!’ diyen bir şarkı yazdı. Kurtulamadı kendini bitiren bu bağımlılıklardan.

Kendine bu yolu çizerken, belki de çok pişman oldu. Belki her yoruluşunda bir kez daha isyan etti bütün bunlara. Hiçbir zaman ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilemedik.

Upuzun çekilmiş eye-liner’ı, kabarık siyah saçlarıyla hafızalarımızdan zor silinecek bir portre çizdi.

Magazin dünyası ise onu sadece uyuşturucu sonrası tükenmiş haliyle görüntüledi; bütün dünyaya da acınacak bir kediymiş gibi yansıttı Amy’yi.

Fakat bütün bunlar bir efsane olmasını engellemedi. O, bizim çağın yitirdiğimiz ilk büyük sesi oldu.

Umarım daha fazla kendisine acımamız için uğraşmayan bir dünya; ona sadece iyi dualarını bırakır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir