baş tacı

Bluetooth İle Kadın Kaldırmak

By  | 

Karabük’ü Ankara’ya bağlayan 220 km’lik yol normalde 3 saat sürüyordu. Fakat o gün nasıl olduysa 15 dakikada bitmişti.

Yazı: o6k

Karabük’ü Ankara’ya bağlayan 220 km’lik yol normalde 3 saat sürüyordu. Fakat o gün nasıl olduysa 15 dakikada bitmişti.

Terminale geldiğimde otobüsün hareket etmesine beş dakika vardı. Ayhan’ı arayıp nerede olduğunu sordum. “Dereye nazır sigara içiyorum” dedi. “Ulan boklu su birikintisine bakıp efkar yapmanın ne alemi var?” diye sordum. “Ne efkarı oğlum, iki tane manken gibi hatunla aynı otobüste seyahat edecez, mutluluk gözyaşları bunlar!” dedi. Koşa koşa terminalin arka tarafına gittim. Ayhan oradaydı. Suratındaki pis gülümseme ile eski türk filmlerindeki kötü karakterleri andırıyordu.

+ Emin misin bizim otobüse bineceklerinden?
– Tabi lan. çantalarını bizim otobüse koydular.
+ İnsan bi yardım eder, ordan doğru muhabbet falan derken hooop…
– İçerde ayarlarız bir şeyler sen rahat ol.
+ Otobüste bizim yakınımıza oturmaları çok düşük bir ihtimal. Üstelik biz arkalardayız. Onlar kesin en önden yer kapmışlardır.
– Hayır, tam yanımızdalar.
+ Yemin et…

Otobüsteki yerlerimizi aldık. Önümdeki koltuğun başlık kısmına çenemi dayayıp kapıyı gözetlemeye başladım. Adeta bir ayı gibi avıma odaklanmıştım. Orta kapının merdivenlerinden bir şey yükselmeye başladığını görünce yutkundum. Hayatım boyunca tanımlayamayacağım güzellikte iki bayan yanımıza doğru geliyordu. Ayhan, elime selpak tutuşturup “ağzını falan sil, harcadın kendini” diyince kendime geldim. Bünyem bu durumu kabullenmekte zorlandı. Defalarca bu yolda mekik dokuyordum ama yakınımda genelde yaşlı teyzeler ve muhabbetleriyle ölü siken amcalar oluyordu. Telefonundan müzik dinleyen Ayhan’ın kulaklığını çıkarıp hamleyi ne zaman yapacağımızı sordum. “Benim işaretimi bekle” cevabını alınca bir anda kendimi Polat’ın gözüne odaklanan sabırsız Abdülhey gibi hissettim. Arkama yaslanıp beklemeye başladım. Bir süre sonra sol kulağımda bir fısıltı şöleni başladı.

– Aç aç aç aç…
– Neyi lan?
– Bluetooth’u aç lan. Telefonla oynamaya başladı bi tanesi. Kesin iş çıkar buradan.

Bluetooth’u açıp cihazları aramaya başladım. bulunan cihazlarda “gmz” ismini gördüğümde son dakikada frikikten gol atmış Steven Gerard gibi otobüs koridoru boyunca koşup dizlerimin üzerinde kaymak istedim, şöförle muavinin arasındaki vites koluna varıncaya dek. Muhtemelen kızlar da bluetooth araması yapmışlardı ve “kara” ismini görmüşlerdi. Bize bakıp gülmeleri için bundan başka sebep olamazdı. Tam Ayhan’a dönüp “ne yollasak a.k” diyecektim ki telefonumdan gelen ses, yüreğime bir umut ışığı salıverdi. Gmz benimle bir dosya paylaşmak istiyordu. Saniyesinde kabul ettim yavşak bir gülümseme atarak. Dosya yavaş yavaş gelirken Ayhan’ın yüzünde “oldu bu iş yeğen” ifadesi vardı. bu ifadeyi bozan ise çok pis bir kahkaha oldu. Kızın bana yolladığı şey bir müzik dosyasıydı ve ağzını yüzünü siktiğimin telefonu, gelen dosyayı bana danışmadan oynatmaya başladı. Bilmezdim telefon sesinin bu kadar gür, ayhan’ın kahkahasının bu kadar yürek dağlayıcı olduğunu. Kızlar da amaçlarına ulaşmış bir şekilde salyalar saçıyorlardı. Orta kapının merdivenlerinden başını uzatıp karanlıkta telefon ekranından çıkan ışık ile parıldayan yüzüme bakan muavin ön taraflara doğru ilerledi. Meğersem mikrofonun başına geçmiş.

“Açık olan cep telefonları aracın fren sistemine….”

Yer miyim? yemem. İntikam ateşi ile yanıp kavruluyorken kapatamam telefonumu. kapatmadım. Sesini kıstım sadece. Ayhan’a dönüp “dakikada sattın lan beni, kardeşinin yanında olacakken kızlarla bir olup güldün umarsızca. Puştsun olm sen” dedim. Daha sonra da dünyada eşi benzeri görülmeyen bir yandan yemişlik örneği göstererek telefonun not defteri kısmına girdim. “Hehe zekice bir şakaydı : ))” yazıp bluetooth ile gönderdim. “Muhabbet olsun diye müzik atmıştım, telefonunun böyle bişey yapacağını bilemedim : )” diye cevap geldi. Akabinde –ki bunu neden yaptım hala bilmiyorum- rasgele bir fotoğraf seçip gönderdim. O da aynen karşılık verdi. Bütün bunlar olurken kesişiyoruz arada bir. Bir karikatür fotoğrafı yolladım. Bir yandan gülüyorlar, diğer yandan bir şey yazıyorlardı. mesaj geldi. “ : )) cok iyiymis. Bu arada ben Gamze, arkadaşım da Seçil”. “Ben mert, arkadaşım Ayhan. memnun olduk : )” yazıp gönderdim. Sonrası tanışma faslı, hal hatır sorma, üniversite bölüm muhabbetleri. Fakat ortada bir terslik vardı. Yanı başımdaydı lan hatun. Arada bir muavin kalçası kadar mesafe vardı. Ben hala not defteri ile fantezi kuruyorum. olur mu böyle? Olmaz. laf da atamadım aksi gibi. Hiç beceremem. Sönük ve pısırık bir insan olmamın faturasının son ödeme tarihi o gündü sanki. Ayhan ile plan yapmaya başladık. Derken bir mesaj daha geldi. “Bisküüt yer misiniz? : )” Bisküüt ne mına koyyim diye sorgulamadan kafamı çevirdim hatuna doğru. Haylayf paketini bana doğru uzatmış, gülüyordu. İkişer tane alıp yemeye başladım ve not defteri ile bir mesaj daha yolladım.

“Teşekkürler : ))”

“Böyle olur mu ağa? Böyle kız tavlanır mı? Teşekkür bile edemedim ulan. Bu ne pısırıklık. Bu ne özgüvensizlik. Sikerler!” diye kendimi eleştirmeye başladığım sırada Ayhan kritik müdahaleyi yapmak üzere muavini çağırdı ve “mola verecek miyiz?” diye sordu. Muavin “hayır bu ekspres sefer. Mola vermiyoruz” diyip yerine doğru giderken bu sefer – ki aradan dakika bile geçmedi – yan tarafımdaki hatun muavine seslenip aynı soruyu sordu. Suratsız muavin aynı cevabı verip yerine geçince moralimiz bozuldu. Çöktük adeta. Kızlar belki gerçekten tuvalete gitmek için sormuşlardı (bendeki düşünceye bak hala) ama bizim planımız molada muhabbeti kurmaktı. Bu planın suya düşmesi bizim için çok ağır bir deplasman mağlubiyetiydi. Karanlığın da etkisiyle ayhan kafasını cama dayayıp sızdı. kızlar da bizden umudu kesip kendi aralarında sohbete daldılar. Son bir şey daha denemem lazım diye kendimi gazladığım sırada otobüs aşti’ye giriş yaptı. Sıkıntıdan bitmek bilmeyen yol hemen sonlanıvermişti. Bir ihtimal dedim, çantayı bagajdan alırken bir telefon numarası falan zorlayayım. kızlar otobüsten indi. Aramızdaki üç beş kişiden sonra ben de indim.

Ortadan kaybolmuşlardı saniyeler içinde. Otobüsün etrafını turladım, gelen yolcu katının parsel parsel amına koydum. Yine de bulamadım onları. Ayhan ile birlikte armada’nın yolunu tuttuk. İstikamet eryamandı. Taş çatlasa 45 dakika sürecekti eve varmamız. Fakat o gün – nasıl olduysa demeyeceğim – 3 saat gibi geldi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir