Takipte

Eldivenler, Hikayeler

By  | 

Hayatın hesaplanamazlığı üzerineydi her şey. Tüm yaşanılanlar, yaşanılmayanlar. Hep böyle devam edecek denilen anda, hayatın bir müdahalesi devirmeye yetiyordu insanı.

Yazı: Burçak Külcü

Öyküleri severim, öykü kitaplarını da severim. Roman gibi uzun soluklu olmazlar. Çabuk sonuca ulaşma kısmında sabırsız bir okur olarak, beni en çok tatmin eden türdür belki. Aslında her insanın hayatından bir roman çıkmasa da bir öykü çıkacağına emin olmamdan da kaynaklanıyor olabilir bu durum. Evet, benim hayatımı yazsa birileri belki zorlayıp roman yazar; ama hiç kasmadan, ekleme, çıkarma yapmadan 3-5 tane öykü yazar, eminim buna (kaç erkek o kadar öykü gibi gibi). 10 tane akıl alacak öykü yazmış Mungan, her birinden kesit sunmaya kalksam beceremem; ama beni en çok etkileyenden ufak bir karalama yapabilirim sanıyorum. Karşınızda ansızın her şey!

Birine hiç dokunmadan geçen onca zaman.  Aşıkken, yanı başındayken üstelik, dudakları dudaklarına, teni tenine değmeden, içte yanan ateşi söndürmeden geçirilen günler, aylar. Mecburiyetten değil, uzak olma zorunluluğundan değil, karşındakinin sana ördüğü duvarları yıkamamandan, yıkarsan o duvarların altında kalıp bir daha onu bulamayacak olmandan, bunu bilmenden. Karşında oturmuş, elinde şarap kadehi, içini yakacak derinlikte bir bakış. “gel” diyor, “gel; ama gelirsen, dokunursan bana bir daha, bu evde, bu koltukta bu kadehle oturmam, bir daha sana böyle bakmam, giderim.” dokunamıyorsun, kaybetmeye dayanamayacağını biliyorsun çünkü.

“gözlerindeki yakıcı alevi görmek hoşuma giderdi.” Neden acı çektirmekten hoşlanıyoruz? O ateşi söndürmeyi istemezken neden yakıp sürekli harlıyoruz? Hayatımızda adını koymadığımız şeylerin varlığı hoşumuza bu denli giderken bir gün biter, bir gün gider, kendi isteğiyle değil; ama

belki şartlar öyle gerektirir gider, zamanı gelmiştir gider diye düşünmüyoruz.

Neden böyle yaptığımı hala bilmiyorum, o zaman bilmediklerim, bilmediklerim olarak duruyor hala. Kullanmaktan, kullandırmaktan tek bir an bile erinmediğim bedenimi, ona cömertçe neden sunmadığımı bilmiyorum, hala başkalarına zevkle sunarken hem de.

Hayatın hesaplanamazlığı üzerineydi her şey. Tüm yaşanılanlar, yaşanılmayanlar. Hep böyle devam edecek denilen anda, hayatın bir müdahalesi devirmeye yetiyordu insanı.

Öyle oldu işte. Öldü o. Tenimle, bedenimle sevgisine karşılık veremediğim adam öldü. Maviyi sevdiğini söylediğinden beri beni beğensin diye mavi giyindiğim; ama o giydiğim mavi kazağı çıkarmasına asla izin vermediğim, zili çalarken kapıda gömleğimin üst düğmesini açıp beklediğim; ama düğmelerin hepsini, bir şehvet gecesinde kopartmasına asla izin vermediğim adam öldü, bir anda.

Ansızın her şey bitti.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir