İrem Ezgi Işık-Köşe Gönderi

Erkekler Yüzünden

By  | 

Bir kadın gerçekten istediği zaman çok üçkâğıtçı, yalancı, sinsi ama istediğini elde edebilen bir varlık olabilirdi ikili ilişkilerde. Bu, biz duygusal varlıkların yapısına ters düşse bile, geçen zaman, değişen hayatlar, bize istemeden bu duruma ayak uydurmamızı sağladı. Ve onlar yüzünden, onlar için, zırhımızı giydik.

Yazı: İrem Ezgi Işık


Bundan yıllar yıllar önce..

İlkokuldayım. Çocuğun biri koşarak yanıma geliyor ve “Korhan senden hoşlanıyor!!“ diyor. Korhan kim ulan, diyorum kafamı çeviriyorum ve pat! Beş sene uzaktan uzağa seviyoruz birbirimizi. Bizim mahalleden bisikletle geçiyor, kapımın önüne geldiğinde gizli ıslığımızı çalıyor, ben babama yakalanmadan yerimden fırlıyorum falan.

Elini tuttum, yanağından öptüm.

Babam yakaladı, kızdı ve biz ayrıldık.

Daha yakın geçmiş zamana dönüyorum.

13 Şubatı 14 Şubata bağlayan bir gece. Cep telefonum yok ama hattım var!

Lise hazırlık senesi, bir arkadaşım dedi ki; ” Telefonun açık olsun gece.” Anammm, dedim birisi arayacak ve aşkını ilan edecek… Adamın kendisi aradı ve benimle çıkar mısın dedi. Düşündüm… “Hayır” demek için sebebim olmadığını fark ettim. 14 Şubatı da bahane saydım ve kabul ettim.

Tam 3 sene çıktık.

Hayatımın aşkı oldu.

İlk defa gerçekten sevdim. Öptüm. Öpüştüm. Seviştim. Kalbim deli gibi attı.

Üniversiteye geçtik, bir başka kız dedikodusu yüzünden ayrıldık.

Daha da yakın geçmiş zamana dönüyorum.

Sevgilimden ayrılmanın verdiği üzüntü ve ” Ne sanıyor ki kendini! Sanki bi’ tek o mu sevebilir beni hıh” kafası ile, benden hoşlandığını bildiğim bir çocukla çıkmaya başladım. Sırf ex aşkımın önünden el ele geçmek için.
Çocuk bana âşık oldu.
Benim umurumda bile değildi.
Sonuç tabiri caize adamın ağzına sıçtım ve ah aldım…

Şimdi.

Bu anlattığım güzel zamanlar da (ki en yakını bundan 7 sene önceye tekabül ediyor) ortak bir nokta vardı. Bu hikâyelerdeki hiç bir erkek pipisinin ucunda görmedi beni, tam tersine, kalbin aynasında el ele gördü bizi.
Ve biz masum, güzel, heyecanlı şeyler yaşadık.

Zaman ilerledikçe, ortalık pisleşince, piyasa olunca herkes…

İşler değişti!
İzledikçe dehşete kapıldığımı hatırlıyorum.

O ona vermiş, o onun eski sevgilisine kaymış, o onla çıktığını ondan saklamış. Tabi ya! Biz de dışarıda hayatı “yaşıyoruz” diye dolaşıyorduk.

Kanım donuyordu dinledikçe.

Sonra alışmaya başladım.

Benden sadece 3 yaş küçük olan kardeşimin, benim 3 sene sindire sindire yaşadığım gerçek aşkı hiç yaşamamış olduğuna üzüldüm…

Bugün.

Bir ortama giriyoruz.

Arkadaşın arkadaşı.

Selamlaşıyoruz. Tanışıyoruz. Aynı gece aynı masada geçen muhabbetlerden etkileniyoruz.

Ya çok tatlı kahretsin. Acaba çıktığı var mı?

Oyh. Hatun taş. Gerçi boy kısa ama minyon ya iyidir iyi. Acaba face’i var mı??

Ertesi gün:

Ulan kızılken daha iyiymiş ya, neden boyatmış ki saçlarını. Böyle daha taşmış. Neyse bi’ mesaj da atalım ki kabul etsin.
Allahım allahım biliyordum eklemiş işte. Mesaj da atmış,“Kızıl yakışıyor!?!?” Lanet olsun keşke bakımı zor falan dinlemeyip kızıl kalsaydım! Tamam, hemen kabul etmeyelim ve cevap vermeyelim çok istekli görünmek istemeyiz.

Mesajlaşmalar. Face chat’i biraz naz yaptıktan sonra açmalar. Erkeğin klasik “Burası kasıyor ya msn var mı?” demesi. Muhabbetin telefon numarası ve bir adet buluşma ile level atlaması.

Buraya kadar herkes için tanıdık değil mi?

Olay bundan sonra aslında.

Buluşuluyor. Gülünüyor, eğleniliyor. Erkek “tamam düştü ağıma bak nasıl gülüyor. Biraz daha iltifat hadi olum hadiii!” iken kadın “Yeaa gülüşün güzelliğine dişlerine bak! Sevgilisi de yokmuş bim bam bom! Damatlıkta yakışır buna. İnciraltında kır düğünü mü olsa acabaa…” tadında.

Bi’ polar.

İki kutup resmen.

Peki, bu “piyasada” aşklar, gerçek ilişkiler nasıl başlıyor?

İddia ediyorum, senelerdir!
Bir kadın sexapalitesi ile, güzelliği ile, bakımı ile bir erkeği ennn fazla 2ay tutar.
Sonra erkek zeki bir erkekse, kadında beyin arayacaktır.

Aramıyorsa zaten, rehberinizden silin ve siz onu bir daha aramayın.

Erkekler yüzünden kurallarımız oldu büyüdükçe.

Telefon uzun uzun çalsın öyle açayım. / Bir buluşmaya hemen evet dememeliyim. / Çıkmaya başlar başlamaz ilk aydan birlikte olmamalıyım, basit görünmek istemeyiz..”

Neyi kime ispatlıyor, kimin kurallarını tabu haline getiriyoruz istemeden?

Erkekler!

Sezen Aksu burada beynime giriyor. “ Ooooo ooo oooo içim sıkılıyor, pabucum sıkıyor!
Ben mesela bir ilişki gördüm, şöyle başladı.

Kız erkek bir araya geldi. Bir şeyler içti.

Sonra bir daha bir araya geldiler. Bir şeyler daha içtiler. Erkek kızın elini tuttu. Kız gülümsedi.

Bir daha bir araya geldiler. Erkek kızın elini tuttu, kızda erkeğin elini kavradı.
Kız tam giderken çocuk bir öpücük kondurdu kızın dudaklarına.
Kız mutlu oldu.
Bir daha bir araya erkeğin evinde geldiler.

Çocuk ona yemek yaptı, onu birlikte yiyemediler (:
Bir şeyler içtiler. Eğlendiler güldüler, gülüşmeleri derin öpüşlerle yarım kaldı.
Birlikte oldular.

Ertesi gün çocuk gülümsedi sabah ama erkekti en nihayetinde.

Kız evine gitti ve numarasını sildi.

Çocuk istediğini elde etmişti.

Hem düşününce, kız da belki onu kullanmıştı.

Ertesi gün çocuk aradı

Kız şaşırdı.

Tekrar bir araya geldiler. Aynı senaryo yaşandı.

Kız emin oldu, niyeti belli.

Çocuk tekrar arayınca, kız bu defa konuştu:

Aslında bildiğin kızlar gibi davrandım ama bildiğin kızlardan değilim ben. Sevgilim olmayan adamın ne elini tutarım ne öperim ne sevişirim. Neden yaptın diye sorma hiç. Oldu bitti.

Hangi bildiğimiz kız? Aslında çok iyi bildiğimiz kızlardan bahsediyoruz.

Ben seninle iyi vakit geçiriyorum. “Sende benimle iyi vakit geçiriyorsan, neden kasıyorsun ki?” cümlesini çokça duyan, çok iyi bilen ve hemen arkasından kendi kendine :“ Bundan da cacık olmayacak” cümlesini kuran kızlarız biz.

Bu defa bir istisna oldu.

Kız ikna olmuş gibi göründü. Aramalarına cevap verdi ama on kere “Gelsene?” dediyse, dokuzunda meşguldü. Evde dizi izlemekle meşguldü belki, ama bunu çocuk bilmek zorunda değildi.

Kız kendine hiç güvenmiyordu, plan işlemeyebilirdi. Ama çocuk bunları bilmek zorunda değildi.

Gülüyor eğleniyor ama telefonu hiç durmuyordu. Arayan annesi, kankası ve keman hocasıydı, ama kız izin isteyerek yanından ayrılıp kuytu köşede konuşuyordu. Çocuk kimin aradığını bilmek zorunda değildi.

Sevişiyor, anın tadını çıkartıyor, her şey bittiğinde giyinip, gülümseyip, gidiyordu. Yolda söylenirdi kendi kendine belki ama çocuk bunu bilmek zorunda değildi.

Sonra bir gün.

Evet o gün gelmişti.

Tavla oynarlarken ; “Bunun adını koyalım artık!” dedi çocuk.
Kız gözlerine boş boş bakarken, içinden “ Biliyordum biliyordum biliyordum! Başaracağımı biliyordum!!!” çığlıkları attı.

Ama çocuk bunu bilmiyordu :}

Artık sevgilisini koluna takarak, belki Bebek’te üç-beş tur atarken kız, şunu düşünüyordu…

Bir kadın gerçekten istediği zaman çok üçkâğıtçı, yalancı, sinsi ama istediğini elde edebilen bir varlık olabilirdi ikili ilişkilerde. Bu, biz duygusal varlıkların yapısına ters düşse bile, geçen zaman, değişen hayatlar, bize istemeden bu duruma ayak uydurmamızı sağladı. Ve onlar yüzünden, onlar için, zırhımızı giydik.
Resmen onlar gibi olduk.
Erkekler yüzünden.

Tabi bunu erkekler bilmek zorunda değil :}

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir