Takipte

Fight Club: An Education

By  | 

Yazı: Tansu Karabulut

İngiliz aksanı mı beni etkiledi yoksa o anki ruh halim mi etkilenmeye müsaitti bilemiyorum; ama baştan sonra sıkılmadan izlediğim bir filmdi “An Education”. Belki birçok kişinin çok sıradan bulacağı bir konu ya da sıkıcı bulacağı bir akıcılıkta ilerleyen bu film benim için izlenmeye değer.

Ah bu filmi izledikten sonra takdir edersiniz ki bütün tepkimle ben yine başlayacağım söylenmeye. Klasik kadın-erkek savaşlarından ziyade olgun bir erkek ile daha çocuk sayılabilecek bir kızın ilişkileri var bu filmde. Ahlaksız bir erkeğin ve gözünü prestij bürümüş bir babanın 16 yaşındaki bir kızın hayatına mahvetmesini izin vermelerine karşın kızın ayakta duruşunu izleyeceğiz.

David ikna kabiliyeti yüksek, hayatını dolandırıcılıkla kazanan dolayısıyla ağzı iyi laf yapmaktan başka bir özelliği olmayan bir karakter. Jenny ise idealist, güzel, zeki bir kız. Hayatından ve babasının baskılarından sıkılmış bir ergen. Bir gün yağmurda otobüs bekleyen Jenny’i bir takım şirinlikle tavlayıp arabasına bindiren David’in daha sonra konserde başarılar dilemek için evine çiçek yollaması ve numaradan karşılaşıp Jenny’i akşam yemeklerine davet etmesiyle aralarındaki ilişki gitgide kuvvetlenir.  Gel zaman git zaman 16 yaşında güzel ve zeki bir kızın hayallerinin erkeği olmak David’in hoşuna gitmiştir, aynı şekilde o olgunlukta bir erkeğin ilgisini çekmekte Jenny’ nin. Hele ki gösterişli bir yaşam ve hediyeler David’i  Jenny için vazgeçilmez yapmıştır.

Jenny ile David arasındaki yaş farkı gerçekten çok fazlaydı okur.  Bu kadar yaş farkına rağmen ailesinin kızlarının o adamla birlikteliğine nasıl sıcak baktıklarına anlam veremediğim için yazının devamında ailesine bir çift lafım olacak elbet. Yaşça bu kadar büyük bir erkeğin o yaştaki bir kıza gerçek bir aşkla bakamayacağına inanan ben – çünkü bir ilişkiyi alevlendirecek unsurlardan cinselliği yaşayışı, hayata bakış açısı, beklentiler, ortak zevkler vs gibi hiçbir ortaklığın olamayacağı aşikar- liseli kızları çocuktan ziyade “çıtır” tabir eden zihniyete de anlam veremediğimi yeri gelmişken söylemek istiyorum. O yaştaki bir kız ister yetişkin gibi davranmaya çalışsın, ister ona yetişkin gibi davranılmasını istesin, siz ona yetişkin gibi davranmamanız gerektiğini bilirsiniz. Henüz kendini tanıma ve kendiyle çatışma zamanlarında size karşı anlayışlı ve uzlaşmacı bir tavır takınmasını bekleyemezsiniz. Şu an bunları yazmak çok kolay olsa da, ilerde çocuk sahibi olunca göreceğim asıl zorluklarını, yaşayacağım, ah biliyorum, farkındayım okuyucu. Ama hangimiz geçmedik bu dönemlerden?  Hangimiz dünyanın merkezine kendimizi koyup bütün dünyanın bize haksızlık ettiğini düşünmedik?! Ya da ailemizi, çevremizi beğenmeyip başka kimliklerin peşinde koşmak gibi çocukça şeyler yapmadık. Çocuktuk çünkü.  Gerçi yetişkin olup hala böyle davrananlar olduğunu düşünürsek 16 yaşındaki bir kızı bu yaptıkları için sorumlu tutmanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum.

David’in  en büyük falsolarından biri de Jenny’nin bekaretini muzla almak istemesiydi. 16 yaşındaki bir kızın ilk seksini

yapmaya değer gördüğü adam olma sıfatının değerini anlayamamış bu adam Jenny’e verdiği değeri böyle sapıkça bir şekilde göstermişti.  Ama tabi 16 yaşındaki kız ne anlasın? Ne bilsin adamın beş para etmeyeceğini? Hem zaten adamda bahane bol, ikna kabiliyeti hat safhada. Yapılan her densizlikte zeytinyağı gibi üste çıkmasını bilecek kurnazlıkta. O yüzden kız tepki gösterse bile bizim David onu bir şekilde ikna ederdi sanıyorum.

Peki sonunda ne mi oluyor? Jenny David’in evli ve çocuklu olduğunu öğreniyor. Kızlarının hayatını göz göre göre mahvetmesine izin veren ailesine de acı bir ders oluyor bu durum. Bu aşamada Jenny yılmıyor, öğretmeninden yardım istiyor, çalışıyor, çabalıyor ve idealindeki okul olan Oxford Üniversitesi’ne gitmeye hak kazanıyor nihayetinde. Ağlamak istesen adam gibi ağlayamazsın, kızmak istesen kızamazsın. Eğlencesiyle, dramıyla, dersiyle her şeyi çok ortalarda veren uçlarda olmayan bir filmdi bu film. Hani bazı filmler vardır çok vurucu bir sahneleri ya da konuları yoktur; ama film bittikten sonra aklınıza kazınır, üzerine düşünürsünüz ve keyif aldığınızı hissedersiniz. An Education da öyle bir filmdi benim için deyip bitiriyorum müsadenizle.

Yazı: Umut Akovalı

Sevgili Madam Brownie okurları. Birazcık aradan sonra Fight Club’a tekrardan devam etmenin sevinci içindeyim, bozmayın bu sevinci, oylarınızı bana verin. Herneyse, bu sayıda üzerine kafa yoracağımız film ‘An Education’. Nasihat gibi film diye tanımlarsam inanın yanlış olmaz. Film, Jenny isminde lise öğrencisi bir kız ile dolandırıcılık gibisinden bir iş yapan zengin David’in aşk hikayesini anlatıyor. Dergiyi takip eden okurların da bildiği gibi bu yazı filmleri eleştirmek amacı gütmez, içindeki ilişkileri anlamaya çalışır. O zaman işimize bakalım diyorum, yazıya başlıyorum.

Jenny pek güzel bir kız. Bununla birlikte, içinde yaşadığı çevre –aile, okul vs.- ile anlaşmazlıkları olan, farklı zevklere kendisini adapte etmeye çalışan bir kız. İngiltere’yi ve insanlarını beğenmeyip, sürekli olarak liseyi bitirince Fransız olacağını tekrarlayan, babasından gizli gizli Jacques Brel dinleyen, sigara içen, çello çalan bir kız. Babası, evin içinde esip gürlemesiyle ünlü babalardan. Kızının eğitimine kafayı takmış, “ille de Oxford’a gireceksin” diyen babalardan. Okulu, Hollywood filmlerinden oldukça aşina olduğumuz disiplinli, programında zerafet eğitimi olan (kafasında kitapla yürüyen kızlardan anladım bunu. Biz böyle bir şey duymadık, görmedik demeyin.) kız liselerinden. Bu baskılar sonucunda ise Jenny, biraz dik kafalı, isyankar bir genç kız. Unutmadan söyleyeyim, akranı bir sevgilisi de var. David ise dolandırıcılık yapan, güzel bir arabaya binen, zengin görünümlü, ikna kabiliyeti yüksek bir adam. Jenny ve David arasındaki yaş farkı filmde söylenmese bile benim gözlemim kadarıyla 14-15 yaş gibi bir fark var, rakam önemli değil.

Günlerden bir gün, Jenny okul konseri sonrasında elinde çellosunun kutusu ile yağmur altında otobüs beklerken yanına güzel arabasıyla bir adam yanaşır ve Jenny’e asılır. Asılmak demişken, yolu ile yordamı ile asılır. Erkek okuyucuların faydalanması için David’in taktiklerinden bol bol bahsedeceğim. David, bir sanatsever olduğunu, çellonun yağmurun altında ıslanmasına üzüldüğünü söylüyor, onu arabanın içine almayı teklif ediyor. Kıza da dışarıdan arabayla birlikte yürüyebileceğini söylüyor; iyi taktik. Kız arabanın yanından yürürken, arabaya binmeyi kendisi teklif ediyor. Buradan çıkarmamız gereken ders, ‘bir kadın ancak kendisi isterse sizin arabanıza biner’ oluyor. Hemen havaya girmeyin kadın okuyucular, esas çıkaracağımız ders erkeğin doğru yöntemleri kullanarak kolay biçimde sizi arabaya alabileceğidir. Çok fazla üzerine gitmeden, boğmadan, ürkütmeden yapalım bu işleri genç arkadaşlarım, o zaman olur. Ertesi gün, David ile Jenny’nin karşılaşmalarından sonra David Jenny’i konsere davet eder. O güne kadar böylesine bir konsere gitmemiş olan Jenny küçük dilini yutar, akşam yemeğine de gideceklerini öğrenince hepten kendisini kaybeder. Konsere gidilir, günler günleri kovalar, müzayedeler, geziler, eğlenceler derken Jenny bu ortama kendisini iyice alıştırır. Öyle ki David’in dolandırıcı olduğunu öğrense bile ondan ve ortamından vazgeçmez, bunun zevkini çıkarmaya bakar.

Bu yazıda değinmek istediğim iki çok mühim nokta var. Birincisi, kadınların yaşça büyük erkeklere ve buna karşın yaşça eşit veya küçük erkeklere bakış açısı. Bir de erkeklerin kendilerinden büyük ve buna karşın yaşça eşit ve küçük kadınlara bakış açısı. Birçoğumuzun ailelerinde gördüğümüz, çevremizdeki insanlardan gördüğümüz gibi evliliklerde yaş farkı çokça rastlanılan bir durumdur. Bunun nedenini basitçe iki cinsin de evlilik yaşlarıyla alakalandırabiliriz. Çünkü erkek egemen toplumlarda ailenin babası olarak erkek belirli yükümlülükler altındadır. Bu yükümlülükleri asgari olarak bir işe sahip olmak, belirli bir birikime sahip olmak şeklinde ifade edebiliriz. Bir erkeğin bu gereklilikleri yerine getirebilmesi için yaşının büyükçe olması tuhaf değildir. Kadınlarda ise bu tip yükümlülüklere, bu tip toplumlarda fazla rastlanılmadığı için daha genç evlenmeleri garip karşılanmaz. Gel zaman git zaman bu prosedür garipsenmez bir hal almıştır. Aileler, kızlarını kendilerinden on yaş büyük erkeklere vermek için fazladan düşünmezler. Buna ek olarak, her iki cins de kendinden büyük olan karşı cinse karşı hayranlık ve istek beslerler. Kadınlar kendilerinden büyük erkekleri beğenirken, erkekler kendilerinden büyük kadınları beğenmiyor diye düşünen varsa yanlış olur o düşünce. Laf aramızda, hemen her genç erkeğin kendisinden büyük kadın için mutlaka fantezisi vardır. Kadının buradaki şansı yukarıda bahsettiğim gibi büyük adam-küçük kadın meselesinin yerleşikliğidir, hatta özendirilen durum olmasıdır. Filmde açıkça görüldüğü üzere Jenny kendisinden büyük erkeğe hayranlık duyar, kendi akranı sevgilisini bu adam için terk eder. Buna ailesi de karşı çıkmaz, kendisi de. O gencecik çocuk, aşkından dağlara çıksa fark etmez artık. Büyük adam küçük kızı almıştır. Kadınların büyük adam görünce, yaşıtlarını ve kendilerinden küçükleri gözardı etmelerini anlayabildik sanırım. Ama burada genç kızlara yol gösterecek olan esas olarak erkeğin bakış açısıdır. Yaşlara göre oluşmuş hiyerarşide, erkek büyük kadına göre altta yer alırken, kendisinden küçük kadını seçme imkanında daha fazla söz sahibi olduğu için kendisini üstte görür. Parasıyla, güvencesiyle, yaşıyla etkilediği kadına birçok şeyi yapma hakkını kendisinde görür. Bunlar kişiden kişiye değişebileceği gibi, birçok örnek bize gösterir ki, büyük erkek küçük kadına istediklerini yaptığı için değer verir. Küçük kadın, büyük erkeğin yanında daha sessiz olduğu için, erkeğe bağlılığı yüksek olduğu için tercih edilir. Bu tip ilişkilerde kızın aklından daima evlilik geçse de erkeğin böyle bir derdi yoktur. Neden olsun ki. Tüm bunların sonucu olarak benim kadın okuyuculara önerim yaşıtlarına yönelmeleri olur. Bunun nedeni kendilerini bir erkeğe daha eşit şartlarda kabul ettirebilecek olmalarıdır. Bu dergiyi okuyan kitlenin de bu konuda takıntılı olduğunu düşündüğüm için, sanırım aramızda bir çatışma olmayacaktır.

Büyük erkeğin, küçük kadın karşısında kendisini daha yukarıda gördüğünden bahsetmiştim. Bu filmde en çok dikkatimi çeken sahnelerden birisi David’in Jenny’nin bekaretine bakış açısı. İlk yatak sahnesinde David, Jenny’nin bakire olduğunu öğreniyor ve üzerine gitmiyor. Sağlam taktikleri var. Sadece, Jenny’nin vücudunu görmeyi istediğini söyler, sonrasında kendisi giydirir; aman yarabbi, bu adam işi biliyor diyoruz. Jenny de o andan sonra güven dolar, neşe dolar. Fakat iş ilişkiye geldiği zaman David’in dallamalığı ortaya çıkar. Jenny’nin bekaretini bir muz ile –ne diyeceğimi bilemedim- almak ister. Ben burada ekran başında yerin dibine girdim. Jenny buna itiraz eder, şu güzel ortamı bozdun der, devirir kıçını yatar. Buradan anlayacağımız üzere aslında David’in Jenny üzerindeki emelleri o kadar da temiz değildir. Çünkü, bir erkek sevdiğine o aşağılamayı yapmaz yahu. Ama kız ertesi gün David ile birlikte olur. Hep bu dediğimiz büyük erkek küçük kadın olayı. Kızın adama bağımlılığı. Erkeğin onun hislerine verdiği önem. Bu yatak sahnelerinde bir önemli durum da, o ana kadar yatakta iken çocuksu kelimeler ve yakıştırmalar kullanılırken, Jenny ilk ilişkisine girerken bunların kullanılmasını istemez. Kendisini büyük hissetmek ister, kadın hissetmek ister. Haklıdır da. Erkek arkadaşlarımıza önerim, sizden yaşça küçük bir kadına büyükmüşçesine davranırsanız, avantaj elde edersiniz. Umut demişti dersiniz.

Nasihat gibi film demiştim, çok fazla esprinin, gülmecenin olmadığı bir film bu. Büyük erkeklerle çıkan yaşıtlarım kızlara sinir olduğum için içten içe ciddileşmiş de olabilirim. (Bir yazar ağlıyor.) Bu film için yazı bu kadar sevgili Madam Brownie okuyucuları. Unutmayın, yaşıt her zaman iyidir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir