baş tacı

Floransa Nasıl Bir Yer ki? -1

By  | 

Aşık oldum. Yazıya böyle başlamak istiyorum. Ergenlik döneminde bir ünlüye aşık olmayan, odasına poster asmayan öyle normal bir gençlik geçiren ben; canlı olmayan bir şeye bunca yıllık hayatımda ilk defa aşık oldum. 2 senedir de ona olan aşkımdan vazgeçemiyor, yerine de başka bir şey koyamıyorum. Nasıl anlatmak gerektiğini bilmiyorum, ve sanki tren istasyonundan çıkmışım da yürüyormuşum gibi anlatmaya başlamak istiyorum. Klişe “turist turu” kavramından nefret ediyorum, o yüzden neyi nasıl yaptıysam öyle de yazmaya başlıyorum.

Ben Floransa’ya Bolonya’dan trenle ilk adımı attım. Bolonya beni ve arkadaşlarımı hayal kırıklığına uğratmışken karşımıza ne çıkacağını bilmeden gelmiştik Floransa’ya. Ana tren istasyonunun adı Santa Maria Novella. Öyle indiğinizde aşkınız başlamıyor. (Venedik’te öyle olmuştu, oraya sonra geleceğim.) İstasyondan çıkıp ayarladığınız hostel, otel artık her neyse onu aramaya başlıyorsunuz. Ben biraz uzak bir yer ayarlamışım, buraları hızlı geçiyorum. Bavulları bıraktık ve şehir turuna mantıklı bir başlangıç yapabilmek için yine ana tren istasyonuna döndük. Kapıdan çıkıp sağa doğru gidiyorsunuz, 5 dakika içinde aşık oluyorsunuz. Şehir merkezine doğru giderken geçtiğiniz sokaklar bile yetiyor aslında.

Önce karşınıza ufak bir meydan çıkıyor, adı tren istasyonuyla aynı. Piazza Santa Maria Novella’dan geçerek herhangi bir sokaktan da devam edebilirsiniz. Çıkacağınız muhteşem meydanların hepsi birbirine bağlanıyor.

Bu meydanda sıklıkla çimenler üstünde oturup bir şeyler içen ya da bir şeyler atıştıran gençler var. Ders çalışanlar bile var. O kadar rahatlar ve o kadar kimse birbirine karışmıyor ki, kıskanabilirsiniz.

Biraz daha ilerliyorsunuz bu sefer bir sürü küçük sokakla karşılaşıyorsunuz. Binalar genelde solmuş sarı renginde. Hani İstanbul’da görsek “aa ne eski” der geçeriz sadece. Sanki sadece orada büyülü bir hale gelmişler gibi. Daracık sokaklar. Bu sokaklardan geçen ufacık arabalar. Etrafta hep neşeli İtalyanlar var. Avrupalılar soğuk olur lafını bu ülkede unutun. Yok öyle bir şey. Şanslıysanız ilk girdiğiniz sokaktan karşınıza o koskocaman gösterişli haliyle Duomo çıkabilir. Yok eğer şanslı değilseniz de üzülmeyin, çıkabileceğiniz en kötü yer Piazza della Repubblica. Hani kartpostallarda atlı karıncayla görülen bir meydan vardır ya, işte ta kendisi.

Yürümeye devam ediyorsunuz, tabii aslında hemen devam edemiyorsunuz. Bir sürü fotoğraf çekiyorsunuz, hayran hayran kafanızı yukarı kaldırıyorsunuz. Heykeller, binalar her bir yanınızı sardığı için ilk gördüğünüz yapıda kitlenebiliyorsunuz. Biz yine de yürüdüğünüzü düşünelim. Buradan Duomo’ya geçiyorsunuz. Hayatınızda daha önce bu kadar detaylı yapılmış tarihi bir eser görmemiş olabilirsiniz, belki internette görmüşsünüzdür. Ona lafım yok. Duomo katedrali renkli mermerlerle işlenmiş gotik bir yapı. Bir fotoğraf karesine tüm yapıyı sığdırma ihtimaliniz yok. Bunu yapabilmeniz için Floransa’da sadece Duomo olmalı ki boş arsa da dilediğinizce uzaktan çekebilesiniz :)

Oldukça büyülendiğiniz için Duomo’yu dakikalarca seyrediyorsunuz. Etrafında bir kaç kere dönüyorsunuz. “Nasıl yapmışlar?!” , “Off bu nasıl bir şey ya?!” diye diye yürüyorsunuz. İçine girmek isterseniz dakikalarca sıra beklemeniz gerekiyor, ama bunu göze almanız gerekiyor! Dışarıdan böyle gözüken yapının içini bir düşünsenize!  Tek sorun bence Duomo’nun sürekli bir bölümünün restorasyon çalışmaları yüzünden kapalı ya da tahtalarla çevrili olması. Aslında adamlar da haklı, yüzyıllardır bu kadar sağlam durmasının sebebi düzenli olarak restorasyon yapmaları. Ama biz de turist mantığıyla bakıyoruz, her yeri görmek istiyoruz! :)

Uzun uzun yazıp sizi Floransa’dan hemen soğutmak istemiyorum! Floransa yazımın devamında yarın Ponte Vecchio, Michelangelo Tepesi gezilerinden ve Floransa’da ne yapılır sorunsalından bahsetmek istiyorum!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir