Takipte

Gene Sene Bugün: Taksim

By  | 

Geçen sene bu gün:

Emeğine karşılık biçilemeyecek olan annelerin, 1 yılda 2 kat zamlandığı için et yiyemeyen işçi çocuklarının, bedenini satarak ayakta kalmaya çalışan hayat kadınlarının, cinsel tercihi yüzünden toplumdan dışlanıp, fahişelikyapmaya mecbur bırakılan travestilerin, herhangi bir siyasi düşünceye bağlı olmaksızın, ayakta kalmak için çalışan, emek harcayan herkesin bayramı kutlu olsun.

Yazı: Burçak Külcü

burcak.kulcu@madambrowie.com

1 Mayıs işçinin emekçinin sürünme yolunda ilerlemesinin bayramı!

İlkokuldayım, 4. sınıfım taş çatlasa. En önde oturuyorum, öğretmen masasına bitişik. Yanımda neredeyse birlikte doğduğumuz Ulaş. Öğretmenle aramız iyi, zira kendisi babamın da arkadaşı. Çok disiplinli, otoriter bir öğretmen olmasına rağmen sohbetlerimiz hiç bitmiyor. Hayatımda tanıdığım ilk güçlü, sert kadın figürü belki.
Kulağıma çalınmış, babamın oy verdiği parti varmış, ama bununla ilgili konuşmamız yasakmış, başımıza iş açılırmış, anlayamıyorum. Bunu öğretmenimden duyuyorum, siz de mi o partiye oy veriyorsunuz diye sorduğumda.
Değişmeyen bir konu var o sırada okulda, evde. Sanki çok tehlikeli bir şey varmış gibi fısır fısır konuşuluyor. Babama soruyorum; “sen de dersi iptal edecek misin?” Cevap vermiyor. Öğretmenime soruyorum; “bu konular konuşulmaz” diyor. Bir hazırlık var, belli. O gün geliyor, biz ders işliyoruz, çoğu öğretmen yok ama, ne olduğunu hala bilmiyorum. Yıllar sonra, 1 Mayıs’ta çalışmayı reddettiklerini öğreniyorum, kendi başıma.

1 Mayıs dedikleri cıs, dokunursak elimizin yanacağı cinsten. Yanmış da nitekim. Büyüdüğüme kanaat getirdiğinde babam anlatıyor geçmişi, her zaman yudum yudum rakı içen adam, bir dikişte bitiriyor bir kadehi.

Acı çekmişler çok, gözlerinden belli. Kimleri, neleri kaybetmişler, hangi yollardan geçmişler, gençliklerini feda etmeye nasıl karar vermişler, aslında verilen bir karar değilmiş, nasıl da içlerinden öyle gelirmiş, anlattı hepsini. Yıllar önce “herkes için daha güzel günler” umuduyla yola çıkan genç bir öğretmen, yıllar sonra “tehlikeli konular bunlar, aman!” diyen sindirilmiş bir adama nasıl dönüşmüş, o gece öğrendim.

Evde büyük bir kavga var. Yıl 2010, 1 Mayıs’a birkaç gün kalmış. Taksim çok uzun yılların ardından hak eden kişilere geri verilmiş, 1 Mayıs’ta işçiler, emekçiler Taksim’de omuz omuza olacaklarmış.

Hayır gidemezsin! Siz hiçbir şey yaşamadınız! Evde bas bas bağıran bir adam var, ben onu tanımıyorum. Sükunetiyle nam salmış biri nasıl bu hale dönüşür diyorum kendi kendime. O bağırdıkça ben daha çok bağırıyorum. Aramız gergin.

Hangi travma 33 yıl sürer? Tecavüz mü? En sevdiğin insanı yitirmek mi? 33 yıl önce meydanda toplanan 500 bin kişinin eylem haklarına, bayramlarını kutlama haklarına her şeyden önce yaşama haklarına tecavüz edilmiş ve 37 insanın yakınları, sevdikleri insanları yitirmiş, sadece 500 bin kişinin değil, bir ülkenin bilinci kapanmış, 33 yıl önce bir ülkenin aydınlık yarınlara giden umutlarına tecavüz edilmiş.

Travma hala sürüyor.

Hasta bir çocuğu toplumdan soyutlamak gibi, sokağa çıkmasını engelleyerek onu dış dünyadan ayrı tutup daha kötü olmasına neden olmak gibi.

Yıllar süren zorunlu bir ayrılığın ardından sevgiliye kavuşmak gibi. “Neler değişti acaba o’nda” diye merak etmek gibi.

Emeğine karşılık biçilemeyecek olan annelerin, 1 yılda 2 kat zamlandığı için et yiyemeyen işçi çocuklarının, bedenini satarak ayakta kalmaya çalışan hayat kadınlarının, cinsel tercihi yüzünden toplumdan dışlanıp, fahişelik yapmaya mecbur bırakılan travestilerin, herhangi bir siyasi düşünceye bağlı olmaksızın, ayakta kalmak için çalışan, emek harcayan herkesin bayramı kutlu olsun.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir