baş tacı

Gezi is the new Empati

By  | 
Yazı : Gülben Şaş – Harfiyatçı Kadın
empathy-header

13 yaşındaydım. Tercüman olmayı hayal ediyordum. Asker babamın yurtdışından getirdiği şeylerin paketlerinde yazanları okumaya çalışıyordum. Arkadaş ortamlarında Pringles, Oxford demeye bayılıyordum. Başka dillerde düşünebilme fikri beni çok mutlu ediyordu. Bu sırada tek bildiğim dil olan Türkçe’yle makaleler vs. yazmaya başlamıştım. Aldığım ilk birincilik polis haftası sebebiyle yazdığım bir kompozisyona geldi. Betimlemelerin omzunda adeta bir prensestim. Noktalamaların gücü adına hala ince olan sesimin yettiğince etkileyici bir şekilde okudum yazımı. Beni çok alkışladılar. Ertesi sene yine aynı ödülle daha çok alkış duyacaktım.

24 yaşındayım. Tercüman oldum. Babam emekli oldu. Arkadaş ortamlarında Pringles yiyoruz bazen, bazen de Oxford’a yüksek lisans yapmaya giden ineklerden bahsediyoruz. Başka bir dilde düşünebiliyorum artık ve üstelik bazı insanların başka dillerde düşünmeleri yüzünden yaşadıkları zorlukları da öğrendim. Hala yazı yazıyorum, daha çok yazı yazıyorum. Artık polisler tarafından alkışlanabilecek betimlemelerim yok. Saat saat değişen ülkemde gelecek sene hakkındaysa hiç fikrim yok.

14 yaşında. Avukatına “abla” diye hitap eden bu çocuk, onun yaşlarında yaşadığım hayata çok uzak. Sayısını söylemeye utandığım kez tecavüze uğradı. Bugün anlattığı her şeyin gerçekliği sorgulansa da yaşadığı bu kabusun kendi seçimi olduğuna inanılıyor.

Büyük büyük laflarla hükümet rororo demeyeceğim. Aaa bak ağaç deyip dikkatimizi dağıttıktan sonra çıkan onca yasa hakkında da yazmayacağım. Nefret dolup üzülmekten başka bir şey yapamadığım gencecik 5 kaybımız hakkında konuşamayacağım. Çünkü tüm yazılıp çizilenlerden fazla söyleyebileceğim bir şey yok, çünkü bilmem. Adımın önündeki tek sıfat insan ve ben sadece vicdanı çok ama çok iyi bilirim.

Yazdık daha önce. Kürtaj konuştuk, çocuk sayısı konuştuk, çadırda seks, camiide grup seks; hem de bırak çorapları ayakkabıları bile çıkarmadan seks… Bugün elimde sadece isim ve sayıları değiştirerek 1 dakikada güncelleyip şimdiki gündem için hazırlayabileceğim eski bir yazının olması bile yeterince acı. Yıllar geçti, o yazıları yazarken sırasıyla 21, 22 ve 23 yaşındaydım. O çocuklar büyümek ne demek, çok iyi bilirler.

Empathy-definition

Farkındalığı artmış bir toplum olarak daha çok okuyor ve duyuyoruz. Giderek artan mutsuzluğumuzun sebebi ve bir önceki yazımın konusunu bundan tamamen ayıran şey budur. Candy Crush’lar yeniden çıkmaya başladı ve ben bu yazıyı yazmaktayken beklediğim kargonun gecikeceğini öğrenerek kızdım. Bunların sebebi de bu döneme ait felaketlerin bizim başımıza gelmemiş olmasıdır. Paylaşsak da, ağlasak da, kızsak da, bilsek de, bağırsak da, dirensek de, dalga geçsek de; “o köy” bizim köyümüz değildir. Bazı duyguları biz asla ama asla bilemeyiz.

Napalım, ölelim mi (napalım osuralım mı diyenin kulakları çınlasın) diyebilirsin. İşte ölme. Ama bazı şeyler için Yüce Gezi Ruhu’nu çağıracağına, daha ilkel ve kalıcı bir güç olan empatiye sığın.

Tüm o katilleri koy kenara; bu güç, bugüne kadar içine girdiği ortamlar sebebiyle sevinç nidası atmayı bilmeyen hüloğu da, birini sevdiğinde onun da değer vermesini bekleyebileceği öğretilmemiş g*t kılını da anlamakta yardımcı olacak. En önemlisi de 14 yaşındayken 14 yaş anılarına sahip olamamış bir çocuğun 24 yaşında ne düşüneceğini anlamaya çalışmak… Belki sadece çalışmak, ama çalışmayı iyi bilmek gerek.

Çok uzatmayacağım. Çok önceleri kürtaj konusuyla ilgili düşüncelerime güvenerek bana tecavüz sonucu dünyaya getirdiği çocuğuna bakarken nefret dolduğu için nasıl vicdan azabı çektiğini anlatan bir kadınla aynı yaşta olduğumu hatırladım, bu yazının gizli öznesi odur. Umarım kendini yerime koyabilirsin sevgili okuyucu.

Anlamını şu an biraz daha fark etmiş olduğunu umduğum zamanın için çok teşekkürler.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir