Anasayfa

Hatice Gökçe: Modanın Görünmeyen Yüzü

By  | 

Hatice Gökçe’yi hepimiz tanıyoruz ve zaman zaman başarılarına denk geliyoruz. Bazılarımız için adını bildiğimiz bir modacı, bazılarımız içinse çok başarılı bulduğumuz bir sanatçı aynı zamanda. Tüketim devrinde, bu düzene bir çomak sokmak için, içinde olmamız gerektiğini her zaman konuşup duruyoruz. Yine de, insanlık olarak kendimizi en rahat ifade edebileceğimiz alanı, modayı kapitalizme kaptırmış durumdayız. Hatice Gökçe, bu düzenin içinde diyor ki, “Moda sektöründe varolmaya çalışmak, her geçen an değişen ve değişirken de aynılaşmaktan çoğu kez kaçılamayan bir alanda hareket etmek demek.”

Röportaj: Yeşer Sarıyıldız

 

HG son portre - Kopya

 

“Moda sizin bu sezon ne giyeceğinizi söyleyen şey değildir.” demiştiniz. En basit haliyle, “O zaman moda nedir?”le başlayalım mı?

Aslında giysinin dilini kullanarak kişinin kendini ifade etme işi moda.

Düşünce tarzımızı ve hayata bakışımızı aslında en görünür şekilde giyimimize yansıtıyoruz. Moda aslında yaşayan ve tamamen bize ait olan bir mecra. Peki nasıl oldu da, insanlık olarak böyle büyük bir sanat alanı, “Bu sene nil yeşili rengini tercih ediyoruz”a bağladık? Ya da moda ve stil olarak ayırmalı mıyız bu iki terimi?

Endüstri devrimi ile herşey değişti. Moda endüstriye hizmet etmeye başladığından beri moda olmaktan çıktı. Üretim zamanlarının iyice daralması, dünya kaynaklarının tükenmeye başlaması, bireyselliğin önem kazanması sonucu daha fazla yaratıcılığa ihtiyaç duyulması ve hızlı tüketimi körükleyen sermayeler sebebiyle moda bugünkü biçimini aldı. Herşeyin değişmesi elbette mümkün ancak tüketicilerin eğitilmesi gerekmekte. Ancak bu durumda endüstrinin enstrümanları bu konuya liderlik edemezler. Ancak hükümetlerin kanuni düzenlemeler bu konuya dahil olması gerekebilir. Dünya nüfusunun altıda birinin tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalıştığı ve kaynakların sürdürülebilirliği üzerinde uğraşılırsa, bu insanların yarısının işsiz kalabileceği de bir gerçek ve bu erçekle başaçıkmak oldukça zor görünüyor.
Bütün bunların yanında stilin moda ile ilgilisi olmadığı da bir gerçektir. Stil bir yaşam kültürünün giysi ile yansımasıdır insana.

 

hitit

TedxReset 2015’te The Leather Age serisi ile “Acıyı Hisset” bölümünde olmanızın nedeni neydi?

The Leather Age by Anatolia bu topraklardan çıkmış ana malzemesi Türk derisi olan bir tasarım projesi. Sergilendiği her ülkede büyük ilgi görüyor ve deri profesyonelleri tarafından derinin gelebileceği en son nokta olarak tarif ediliyor. Deri yüzeyinde ilk defa yapılan yenilikçi çalışmalar sektörü heyecanlandırıyor. Aynı zamanda kültürel bir yanıda var işin. Bu topraklar üzerinde yaşamış 8 medeniyetin yansımaları, deri yüzeyinde tekrar zamanımıza taşınıyor. Hitit, Lidya, Arzawa, Frig, İyon, Urartu, Asur ve Troya medeniyetlerinin izlerinin peşine düşüp, geçmişin bilgisiyle şimdiye ve geleceğe dair organik bir bağ aradım. Ali Üstündağ ve ekibi de Allevents Organizasyonunda bu projemizin sergisini görmüş ve konuşmacı olarak davet ettiler. Acıyı Hisset bölümü ise bir fikrin ortaya çıkışından sonraki süreçte içine düştüğü sorunlar, mekan, durum gibi işin yönünü belirleyici durumlar açısından acıyı hisset bölümündeydik. Özellikle ben bu bölümde olmayı tercih ettim. Çünkü bu işi ortaya çıkardıktan sonra işimiz bitmiyor ortamın buna hazır olmasına da katkıda bulunacak girişimleri de başlatmak gerekecek. Moda endüstrisinin gelip geçici sistemi içerisinde direnç gösterebilmek ve sistem dışında kendine özgü bir dil ve dünya inşa etmek güdüsü de acıyı beraberinde getiriyor.

3 No'lu model

Alman yapısalcılığı, İtalyan detaycılığından örnek vererek bizim bir tasarım dilimizin olmadığını söylemiştiniz. Aslında, Türk motifleri dünya çapında bilinmiyor mu? Bunu moda anlayışımıza mı yansıtmıyoruz?

Alman yapısalcılığı, İtalyan detaycılığı farkında iseniz kavramlar üzerinden anlatıyor tasarım kimliğini. Oysa motif biçim üzerinden tasarım kimliği kurulamaz. Bizim motif, tarih, desen gibi konularda zengin olduğumuz çok açık ancak bütün bunlar bir kavram çatısı altında değerlendirilebildiğinde bir anlam taşıyor bir kimliğe bürünüyor.

Erkek giyimiyle ilgilenmeye başlarken, çıkış noktanız neydi?

Türkiye’de sosyal baskıyla şekillenmiş erkek giyim profiline yeni bir soluk olmak ve alternatif giyim tarzının benimsenmesini sağlamak amacıyla yola çıktım.

Hatice Gokce: Runway - MBFWI Spring/Summer 2015

 

Modada “brutal vokal” yapmak istediğinizi söylemiştiniz. Bunu biraz tanımlar mısınız?

Provokatör bir tarzı benimsiyorum. Bu da bir anlatım biçimi. Daha yüksek sesle söylemek için tasarımın dilini kullanıyorum.

 

5g

Dünyada kapitalizmin yükselişi durdurulamazken ve tüketim çılgınlığı gün geçtikçe artarken, bir yandan da free cycle gibi oluşumlarla doğaya dönen ve zamansızlığı hayatının her alanında kullanmaya çalışan bir insan grubu gün geçtikçe daha etkili hale geliyor. Peki modanın gidişatı sizce ne olacak? Bu tüketim çılgınlığı yerini zamansız stile bırakacak mı?

Modanın bilim ve teknolojiden ayrı düşünülemeyeceği bir gerçek. Tekstil yıkamalarının çevresel etkilerini önlemek üzere altı ay yıkanmadan giyilebilen, zor kirlenen tasarımların nanoteknoloji yardımı ile yapılabileceği, organik pamuk ve benzeri malzemeler kullanılarak ise ekolojik moda yaratılabileceği 2000 yılından beri konuşulan, modanın gidişine ışık tutacak sonuçlara ulaşmayı sağlayan değerli girişimler.
Kendi kendine temizlenebilen nanoteknoloji ürünü kumaşlar, su, enerji, kimyasallar gibi kaynakların minimumda kullanılmasını sağlıyor. Moda için de aynı şey başarılabilir; ancak tüketicilerin eğitilmesi gerekir. Modanın uluslararası bir dil olduğu ve her kademede daha iyi yaşamak ve daha az tüketmeyi öğrenmesinin ve bana kalırsa öğretmesinin gerekliliği özellikle modanın üstleneceği yeni görevi tanımlaması açısından çok daha anlamlı.

Sürdürülebilir moda, modanın dokunduğu tüm alanlarda sürdürülebilirliği benimsemektir aslında. En başta ürünün organik hammaddeden üretilmiş olması ve sürdürülebilir tarıma destek vermesi gerekir. Yani kullandığımız hammaddeden başlayan bir sürdürülebilir olma durumu var. Ama bunun yanında ürettiğimiz şeylerin yıllar sonra da, hatta sezonu geçtikten sonra da tekrar gündeme gelmesini sağlayacak bir anlayışı benimsemek de sürdürülebilir modadır. Gerçek bir tasarımın farklı zamanlarda giyilebilmesi de sürdürülebilir modayı kapsıyor. Dolayısıyla sürdürülebilir moda kavramı uzun vadede sağladığı ekonomik tasarruf ile günümüzde sadece tüketime dayanan modanın ticari kaygılarına savaş açtı.

Özellikle biz kadınlar olarak, gardroplarımıza sığamamakla ve yine de giyecek bir şey bulamamakla ünlüyüz. Oysa ki, siz de dahil tüm modacılar, bir kıyafeti başarılı yapan şeylerden birinin de dayanıklılık ve uzun yıllar kullanabilme olduğunu söylüyor. Ne oldu da bu kadar kafayı yedik ve sahip olmaya doyamaz hale geldik?

Tüketim çılgınlığı bir günde olmadı. Değişen teknoloji, dünya ticaret ağının globalleşmesi, kolay ulaşım, insanoğlunun olumlu olumsuz hırsları bu çılgın tüketim çılgınlığı noktasına getirdi. Şimdi de nasıl kurtulacağımızı düşünüyoruz.

Son olarak bizi bu çılgınlıktan kurtaracak bir iki şey söyler misiniz?

Öncelikle tasarımcıların ve moda profesyonellerinin yapması gereken tek şey modayı metaya dönüştüren bu döngüden sıyırıp ona yeni bir tanım vermek. Tasarımların gerçekten birer “değer” taşımasını sağlamak. Tüketicilere düşen şey ise sonsuz tüketme arzularına gem vurmak. En kısa ve kestirme yol bu.

10g

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir