baş tacı

Hayırlısı neyse…

By  | 

Yazı : Yeşer Sarıyıldız

yeser.sariyildiz@mbsays.com

“Her şey olacağına varır.”

“Her şerde bir hayır vardır.”

“Her şeyin vakti var, horoz bile vaktinde öter.”

Türk atasözlerinin hastasıyım. Kafamız çok güzelken, hayat hakkında türlü çözümlemeler yaparken, meditasyon esnasında derine inmişken algıladığımız her gerçekliğin atasözlerinde bir karşılığı var, hem de karmaşıklaştırmadan, en sade haliyle.

Yine kafamızın çok güzel olduğu ve yaşamayı çok sevdiğimize karar verdiğimiz bir gün, bir arkadaşımla (ki kendisi dünyanın en güzel insanlarındandır), sabahın ilk ışıkları yüzümüze vururken iki önemli şeyi fark etmiştik.

01Her şey olacağına varır.

ve

Bir şeyi çok istiyorsan sadece doğru şekilde istediğinden emin ol ve hiçbir şey yapmadan bekle; vakti gelince olacaktır. Bakın ne uzun cümle oldu; aslında zamanında “Her şeyin bir vakti var, horoz bile vaktinde öter.” şeklinde ifade edilmiş.

Bu arada hiçbir şey yapmadan kısmı yanlış anlaşılmasın tabi, çaba sarf etmemekten bahsetmiyoruz; sadece bir adım atıp beklemek ve telaşa kapılmamak lazım. Bir şeyi istiyorsan, hazır olması için süre tanımalısın. Bu da çok basitçe sakin olmaktan geçiyor aslında. Hayat hakkında çok büyük laflar etmeyi sevenlerden değilim. Zaten ne zaman biri içinden ya da dışından “hayat şöyle bir şey” dese, hayat “öyle” bir şey olmadığını ekseriyetle kanıtlıyor. Hep çalışmadığın yerden sorma konusunda uzman bu arkadaş; her zaman için ne yapacağını tahmin edebilsen bile kestiremediğin ve aslında deli mi yoksa derviş mi olduğundan emin olamadığın deliler gibi. Bilgiçlik yapana Marshall ve Barney iddiasında olduğu gibi en beklemediği anda tokadı basıyor.

Yine de sakin olmak lazım.

Gündelik dertlerle, başka insanlar ve olaylarla, yakınlarımızla ya da alakamız olmayanlarla o kadar çok uğraşıyor, bazen de uğraşmak zorunda kalıyoruz ki; farkında olmadan kendimizden uzaklaşıyoruz. Sonra bir anestezi uyanışında bilinçaltımız asla tahmin etmediğimiz şeyler söyleyerek bizi kendimize hayret ettiriyor. “Lan” diyoruz, “hayatım düşünmekle geçti, bu kadar mı uzağım kendime?”

Tabi zor olsa da, bunu da çok abartmamak lazım.

Düşünmeye başlayınca sonsuzluğu da iki türlü algılayamıyoruz mesela.

Bir, büyümeye doğru. Daha çok kapsayan, en çok kapsayan, genişledikçe genişleyip bitmeyen..

Diğeri de küçüldükçe, maddeleri, insan beynini küçülttükçe daha ve daha da küçük parçalara ulaştıkça.. Sonra bir yerde o küçükle büyük birleşiyor, aynı şey oluyor falan, çok acayip. Ama nasıl algılayalım biz onu, elimizdeki organlar ve algı kapasitemiz belli. İnsanoğlu da pis yaratık, bin derdi var, vakti yok. Sonuçta zaten, “dertsiz bir kabak varmış, onun da başını kesip içini oymuşlar.” değil mi?

07

Zaman yok, hiçbir şey için.

En çok da beklemek için.

Sakin olmanın zorluğu da burda zaten. Hayat o kadar hızlı ki, sen beklerken bin tane olay oluyor. Beklediğin şey de bir tek seninle ilgili değil sonuçta; birsürü değişkeni var. O değişkenler yüzünden olmama ihtimali de var. İnsan bazen gerçekten delirecek gibi oluyor.

Ama neyse canım, sonuçta zaten hayırlısı neyse o oluyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir