baş tacı

İster Pelin de İster Prenses

By  | 

Yazık ediyorsun prenses kız, bir nesli böyle kendine güvensiz yetiştirip yok ediyorsun.

Yazı: Didem Ceylan

Öyle çok uzun düşünmeye ,hatırlayacağım diye kendini  öldüresiye  zorlamaya gerek yok.Tabi ki de hayatınızın en acımasız dönemi ilkokulun son dönemleridir. İşe orta öğretimin de katılıp, mevzu 8 sene uzayınca ; ufak ufak kendini göstermeye başlayan o acılı süreç, o 3 seneye yayım yayım yayılacaktır. Yayıldıkça  da “tatlanacaktır”.  Evde cici bebe elden biberon gölden yaşarken; kanepelerden, sandalyelerden ev yapıp akşam vakti haberlerden önce çizgi film kuşağına takıldıktan sonra küfredilerek yenen kerevizler –özellikle de benim için bamyalar –  bile tadınızı bu kadar kaçırmamıştır. Kaldı ki cici bebeden çıkıp “pitos” gibi ne idüğü belirsiz, karbonhidratı dayayalım da daha da hiperaktifleşip orayı burayı indirsinler, biz de  bağırıp çağırıp sebeplenelim  zihniyeti tarafından kantinlere özenle yerleştirilen yiyeceklere geçiş yaptığınız bir süreçten bahsediyoruz.  Sabahın köründe uyanmanız, tanımadığınız sümüklü çocukların arasında bilmem kaç saatinizi geçirmenizden zaten söz etmiyorum.

Gelgelelim, yıllar geçiyor ; siz büyüyorsunuz, beslenme çantalarına çikolatalı gofretler giriyor,  “jambonlu sandviç isterim” nidaları atıp “muz getirsem ayıp olur mu acaba yea” gibi inceden sosyal sorumluluk hissiyatlarına  ererken buluyorsunuz kendinizi. Tam da aynı dönemlerde (ben  diyelim  6. sınıf ama artık yeni jenerasyonla sınır 5. sınıfa düştü tabi) asıl sorunun ilkokul – ya da ortaokul- değil  sizin kimliğinizin  farkındalığına  lömbür lömbür  varmanızla ilgi olduğunu  fark ediyorsunuz. Ha bunu da öyle hemen değil “lise” dediğimiz, bir üst seviyede acı çektiğiniz evrede fark ediyorsunuz ve zaten evreler uzayıp giderken olayın oyunlardaki “level up “  mantığında ilerlemediğini fark edip “durdurun dünyayı inecek var” türküleri söylerken bir bakmışsınız hop sadık yarim kara toprak. Galiba biraz erken öldürdüm. Neyse biz orta okul meselemize devam edelim…

Evet  kızlarla gruplaştığınız kritik döneme gelelim. O grup sizin sosyal ilişkilerinizde çok şeyi değiştirecek bir nokta ama farkında değilsiniz. Olay sizin için hala ip atlarken 1. olamadım bari 2. olmak için olay çıkarayım seviyesinde ilerliyor. Gruba girenler bilir –hatta  girmeyenler bile biliyor görüyorsunuz – o grupta hep “prenses” tabir edilen bir kız bulunur. Hatta kendisi nil karaibrahimgil – ki kız meselesine takmış bir insandır- in “pelin “şarkısına da konu olmuştur. Hep iyi şartlarda yetişmiştir. Saçları –her nasılsa- hep güzeldir, uykudan kalksa bile bakımlıdır.

Kalemleri  takım takımdır, son moda silgisi ,uçlu kalemi falan vardır. Biraz yaşıtlarına göre  iricedir, ailesinin “über ‘’ desteğinden gelen güven patlamasıyla savrula savrula yürür. Mutlaka bir hobisi vardır. Dikkat hobi diyorum ama yaş  12-13 falan, öyle kıytırık hobi de değil; baya baya ata biner, efendim piyano çalar, tenis oynar… Yetişkin tadında gider onun hayatı. Kendine güveni sayesinde öğretmenlerin de gözdesi olur.

Tamam, hepsini anladık; hayatın çok güzel, iyisin süpersin de anası sarımsak babası soğan bizlere hayatı ne diye zindan ediyorsun ki? Zaten “kadın olma”ya çabalamak, kadın “olacak olmak”  yeterince yorucu. Bir de sen kalkıp daha da “dişi” olmaya zorluyorsun insanı, veriyorsun rekabetin gözüne.

Hem zaten ne kadar zorlasak da bir yere kadar. Olmayınca olmuyor; memelere kalem koysan pamuk koysan, her türlü ele veriyor insan kendini. Hem de sen bizi bu zavallı hallere yalnız 12 yaşında değil  20li yaşlarında dahi  girmelere kadar sürüklüyorsun. Yazık ediyorsun prenses kız, bir nesli böyle kendine güvensiz yetiştirip yok ediyorsun.

Bugüne dek; iş görüşmesinde, indirimli mağazada, trafikte, restoranda ve akla gelebilecek her yerde, her saniye bizi zorladın, bizi üzdün prenses kız. Seni sevmiyoruz, git buradan.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir