Ayın Dikkat Çekeni

K.

By  | 

“K” 1 Mart’ta yayınlandı.

Yazı : Yasemin Kennedie

Ekran Resmi 2013-03-08 11.43.12

“K.” Nedir diye sorarsanız eğer; ilk örneği Nisan 1971’e dayanan bir proje.

Le Nouvel Observateur dergisi 334. Sayısında okurlarını şaşırtan bir manifestoya imza attı. Fransa’daki kürtaj yasağına karşı ‘343 Kaltağın Manifestosu’ adlı bir bildiri kaleme alındı. Aralarında ünlü felsefeci ve yazar Simone de Beauvoir, oyuncular Catherine Deneuve, Jeanne Moreau, şarkıcı Brigitte Fontaine, yazarlar Marguerite Duras, Françoise Sagan gibi isimlerin bulunduğu 343 kadın tarafından imzalanan manifesto Fransa’da büyük yankı uyandırdı. Bildiride dönemin cumhurbaşkanı Georges Pompidou ve Papa faşist olarak nitelendirildi.

Aradan 42 yıl geçti, bu sefer Fransa’da değil Türkiye’de aynı konu gündeme geldi. Kürtaj yasağıyla ilgili tepkiler, görüşler ve yazılar gündemi meşgul ederken bu sefer beklenenin aksine kadınlar değil, 201 erkek bir araya gelerek kürtaj yasağına karşı düşüncelerini kaleme aldı.

Ozan Önen ve Ceyda Pırıl Köstem’in önderliğinde başlatılan ve BenceKitap Yayınları tarafından çıkarılan “K” adlı kitap kürtaj yasağını erkekler gözünden topluma aktarmayı tercih etti.

Ozan Önen, kadınların kürtaj hakkını savunan bir kitabı erkeklere yazdırmalarının sebebini ‘tamamen provokatif’ olarak açıklıyor. Kadın haklarının günden güne daha da çiğnendiği bir ortamda “Bu işi dile getirmek de mi erkeklere kaldı?” densin diye kitabı erkeklere yazdırdıklarının özellikle altını çiziyor…

Biz de Madam Brownie olarak bu 8 Mart’ta erkeklere sormak istedik, kitapta yazan 6 erkek; Erdem Aksakal, Tufan Şahan, Ozan Caymaz, Sarphan Uzunoğlu, Onur Özışık ve Özkan Güven kitapla ve 8 Mart’la ilgili düşüncelerini bizimle paylaştılar.

image

-Kitap, Türkiye için sürpriz oldu. 

Kadının bedeni üzerinde kadının hakkını savunmak için, farklı mesleklerden ülkenin tanınmış 200 erkeği bir araya gelip söz aldı.

Bu projede yer alırken sizin asıl düşünceniz neydi?

Kadının kendi hakkını dahi savunamayacak durumda olması gibi bir durumun altını çizmek olarak mı addediyorsunuz yoksa “bu konuda kadınların mağduriyeti, bizim de mağduriyetimizdir” şeklinde bir omuz omuza duruş mudur?

8 Mart döneminde olmaktan mı kaynaklı bilmem; ama Türkiye’deki kadın örgütlenmelerinin sayıca ve içerik bakımından da hem arttığını hem de yoğunlaştığını görüyoruz sokağa çıktığımızda. Geçen gün Kadıköy İskele’de kadın anarşistlerle karşılaştım örneğin. Kendi çıkardıkları gazeteyi satıyorlardı. Yine sizin mecranız gibi birçok mecra var. Bu kadınların kendilerini ifade etmek konusunda gayet iyi olduklarını gösteriyor, üstelik bunu bambaşka yöntemlerle, farklı perspektiflerle yapıyorlar. Bu hak mücadelesinin iletişimsel yönünün yeterince iyi verildiği anlamına geliyor. Öte yandan da daha iki gün önce İstanbul’da bir karakolda kadınlar darp ediliyor, üstelik gözaltı işlemi uygulanmaksızın.

Demek ki kadınların bir mücadelesi halihazırda var, kendilerini savunma ve ifade etme konusunda da biz erkeklere göre çok daha örgütlü ve militanlar; bizim bu kitapla yaptığımız kadının bedeni üstünde uygulanan politikalara karşı çıkardığı sese ses vermeye çalışmak ve kürtaj üstünden kadınlar üzerine uygulanan tüm sosyal politikaların aslında baskıcı olduğunu ifşa etmek. K. Romain Gary’den bir alıntıyla başlıyor malum. Annem kürtaj yaptırmadığı gün bir cinayet işledi diyerek. Bu meselenin özüdür. Üstelik kürtaj yaptırmayarak işlenen cinayet, başta sosyal olarak kadını, kadının ilişkiler ağını aynı anda öldürebilecek bir cinayettir. Bizler bu kitapta ancak dayanışmacı figürler olarak yer alabiliriz. Ben kendi küçük kürtaj manifestomun adını Leyla’ya Mecnun Ne Gerek koydum; tam da bu nedenle.

Kadınların mağduriyeti üstünden kendimize politik ya da vicdani bir “pay” almak gibi bir dertle yazmıyorum, kendi hayatımın bana yüklediği payın aslında işlenmiş bir cinayet olduğunu düşünmesem, bu kitapta yer almazdım.

-Sarphan Uzunoğlu

Elimde kalem varken mağdurun, haksızlığa uğrayanın yanında durabilmek gibi bir derdim de oldu. Mağdur o sırada, o zaman kimse artık… Ayrıca mağdurun yanında tavır alma işinin tek çaresi kalemdir diye de değil, yoksa kalem Türkiye’de artık neredeyse hiçbir şeyin çaresi değildir, sadece insan bazı durumlarda en iyi bildiği şeyi yaparak birilerine destek olmaya çalışıyor. Biraz daha kolay bu. Biliyorsunuz, bizim kitabı da bizim gibi düşünenler okuyacak sadece. Kadını çağdışı bir anlayışla devletin doğum makinesi olarak gören faşizan görüşün haberi bile olmayacak metinlerimizden. Kadınların hakkını savunamayacak durumda olması kısmınaysa haşa diyeyim! Olur mu öyle şey. Bu sadece bir omuz omuza olma, öyle durma durumu. Birbirine yaslanan apartmanlar eski de olsalar depremde zor yıkılırlar. Kadın mağduriyeti diye özel bir kavramım yok benim. Haklılar ve haksızlar var. Haklının yanında olmak var. Haklının cinsiyeti hiç önem taşımıyor.

-Onur Caymaz

Elbette kadın kendi hakkını savunamadığı için bu iş biz erkeklere kaldı gibi bir düşünceyle bu projeyi hayata geçirelim demedik. Ortada yanlış bir iş vardı ve insan olarak buna sesimizi yükseltmek ve tepki göstermek gerekiyordu. İşbu kitap da 201 insanın ortak sesi oldu

-Özkan Güven

Ülkemizde çağımızın en önemli sorunlarından biri özgürlük. Kıyafet özgürlüğü, dinsel özgürlük, cinsel özgürlük, cinsiyet özgürlüğü, kürtaj özgürlüğü vs. Ülkemizde insanlar artık özgürlükleri için savaş verecek duruma geldi. Oysa ki özgürlük insanlığımızın başlıca temel kuralı değil midir? Bu noktada özgürlüğünü arayan, yasaklarla savaşılan her konuda çoğunluğun destek olması gerekmekte, ben de elimden geldiğince özgürlük savunucusu projelerin içerisinde yer almaya özen gösteriyorum.

 -Onur Özışık

Bu kitap içinde yazar olarak katkıda bulunduğum yedinci kolektif kitap. Son yıllarda çok sesliliğin göstergesi olarak sayısı artan böylesi çalışmaları inanılmaz anlamlı buluyorum. İnternetin bize öğrettiği bir şey bu! Bir konu hakkında farklı ses ve renklerin bir araya gelip, daha geniş bir bakış açısını ortaya sermesi.

K.’da yer alırken şunu farkettim. Kürtajın da bir parçası olduğu kadın sorununu kadınların sahiplenmesi kadınlar için ne kadar onurlu bir duruşsa; erkeklerin bu konuda hiç fikir sahibi değilmiş gibi davranması o kadar mantığa aykırı. Otorite, kadına önce erkeğiyle saldırıyor. Elbette muhalif erkeklerin de bir duruşu var.

Bir cinsiyet, bir ulus, bir sınıf kendi kaderi üzerinde mutlak söz sahibidir. Ama diğer kesimlerin de bir düşüncesi olduğu gerçeği var. Kürtaj üzerindeki yasak ve baskılar, ne kadar kadın bedenine ilişkin bir sorunsa da aynı zamanda devletin birey üzerinde kurmaya çalıştığı otoriteye dair kuvvetli bir örnek. 

Kadın muhalefeti, kendi ayakları üzerinde olağanüstü işler yapıyor. Kendini savunamıyor deme hakkım yok.

-Erdem Aksakal

İşin aslı projenin bu çapta bir yankı uyandıracağını tahmin etmemiştim, kitapta yazmamı isteyen arkadaş biraz bahsetmişti ama “popüler” bu kadar ismin yazacağını düşünmemiştim. Projede olmamın birincil sebebi bence bu yasanın/yasağın baskın nedeni olan ucuz işgücü yaratılmasının yeterince tartışılmamış olmasıydı. İktidara karşı hemen bütün tartışma alanlarında olduğu gibi bu konu üzerinden de tartışma zemini hatalı kurgulandığını düşündüm, bu şekilde muhalefet de tam olarak iktidarın istediği zemin ve jargonla tartışılması riskini getiriyor. Üstelik medya ve yaşam üzerinde hegemonyası bu kadar güçlü inşa edilmişken tam anlamıyla bütün amacına karşı kurgulanmazsa onların istediği platformda yürüyecekti. Ki genel gidişat da o yönde.

-Tufan Şahan

-Projedeki diğer isimler size sürpriz mi oldu yoksa projenin başından beri kimlerin var olduğunu biliyor muydunuz?

Projede yer almak için bana öneride bulunan Ozan Önen, bazı isimlerden, benim tanıdıklarımı da anmıştı tabii. Zira kimlerle yan yana durup durulmayacağı mevzusu bir zamandır benim için oldukça önemli. Kitapta dostum, arkadaşım olan kimseler var: Naim Dilmener, Ümit Alan, Murat Gülsoy, İoannis Kronos, Alper Turgut. Ayrıca tanışmadığım ama çok sevdiğim Erkan Can gibi güzel ağbilerimiz de bulunmakta sayfaların arasında.

 -Onur Caymaz

Arkadaşımız Ozan Önen bu kitabın çıkması için çok uğraştı. Karton toplayan gençlerden tanınmış isimlere kadar farklı kulvarlardaki insanlara ulaşmaya çalıştı.Şahsen ben kitap çıktıktan sonra “aaaa bu da varmış” demedim.

-Özkan Güven

201 kişi, tamamını bir çırpıda bilmek için çok fazla :) Bazılarını biliyordum tabii, çok yakın arkadaşlarım da var içlerinde.

-Erdem Aksakal

Projedeki isimleri detaylı olarak bilmiyordum, ki bazı isimlerin sürpriz olmadığını söylesem yalan olur.

-Tufan Şahan

Projeye dahil oluşum sevgili Dilara Endican’ın teklifi üzerine gerçekleşti. Yer alacak isimlerden az çok haberdardım.

-Onur Özışık

Açıkçası bazı isimleri biliyor, keşke olsa dediğim isimleri de göreceğimi seziyordum..

-Sarphan Uzunoğlu

 -Kitapta sizi en çok şaşırtan ya da en çok iz bırakan kimin yazısı oldu?

Bu benim için biraz şartlanılmış bir cevap olacak, kusuruma bakmayın. Murat Gülsoy diyeceğim, belki de son dönem yazılarının içinde boğulduğum için.

-Sarphan Uzunoğlu

Kitap elime iki gün önce geçti, tamamını okuyamadım henüz. Ama yazılar kadar görsel çalışmaların olması çok hoşuma gitti. Gerçekten her rengi simgeleyen, sıradışı bir kitap.

-Erdem Aksakal

 Şöyle söyleyeyim, henüz tamamını okuyamadım, elime birkaç gün önce geçti kitap; fakat gözüme ilk çarpan, çok tuhaf bir şey var. Hepimiz bir şeyler demişiz erkekler olarak. Kimimiz afili, kimimiz şiirsel, kimimiz sert tavır takınmışız. Bunların birçoğu da pek hoş. Aralarından birini seçmek olanaksız. Fakat Erkan Can üç satırlık, son derece samimi hisleriyle bir şeyler karalamış, çok bildik halis, insani sözler… Konuşuyor gibi üç satır. Onu çok sevdim, onun doğallığını…

-Onur Caymaz

Hakan Günday beni en çok şaşırtan isim oldu; projede yer almasına çok sevindim. Kitapta bende en çok iz bırakan Onur Şaşmaz’ın yazısı oldu; etkileyiciydi.

-Özkan Güven

Henüz kitabın tamamını okumuş değilim ama Can Saban, Ferhat Jak İçöz, Tan Taşçı, Can Bonomo okuduğum yazarlar arasında.

-Onur Özışık

Henüz kitap çok yeni elime geçti ve okuyamadım bütün yazıları.

-Tufan Şahan

-Kadına dair daha önce söz söylemiş bir erkek olarak; bir de bizim için kendi gözünüzde “kadın olmak” nedir kısaca tanımlar mısınız? Dünyada ve Türkiye’de kadın olmak farkı nedir sizce?

Batı’da kadın olmak bir ayrıcalıkken ülkemizde kadın olmak ise emekçi olmaktır.

-Onur Özışık

Türkiye, acıların katmerli yaşandığı bir ülke. Çatışmalar daha derin, baskı çok daha sert. Mağduriyetler çok daha dramatik. Cinsiyete dair, ezilen tarafta değilim. Kadın ve eşcinsel kimliği Türkiye’de her alanda, sürekli mağduriyet demek, şahsen yaşamadığım. Kadın olmak, ne yazık ki, acılarla savaşmayı gündelik rutinine almak demek. Kadın sorununa kendisini adamış akademisyen Dicle Koğacıoğlu’nun “Çok acı var dayanamıyorum” cümlesiyle aramızdan ayrılması her gün yutkunarak hatırladığım çok acı bir gerçek.

-Erdem Aksakal

İşin aslı ben tam anlamıyla kadına dair bir söz söylediğimi düşünmüyorum. Ve kadına dair her alanda söz söylemenin haddim olmadığını düşünüyorum. Her ne kadar kadınların problemlerini anladığımı söylesem de, pratikte diğer tüm ezilen gruplarda olduğu gibi ait olmadığım bir zümrenin ne olduğunu/neler yaşadığını tam olarak anlamam mümkün değil. En basitinden gece karanlıkta ıssız bir sokakta yaşayan kadının hissettiklerini anlamam mümkün değil. Veya işyerinde aynı işi yaptığı erkekten maddi ve manevi olarak daha alt düzeyde kalma duygusunu, veya evde şiddete uğrama gerilimini tam anlamıyla hissedebilmem mümkün değil. Ondan dolayı kadın olmak konusunda yorum yapmam pek doğru olmaz.

Dünya ve ülke arasında ise temelde büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum, neticede (istisnalar hariç) iktidarın olduğu her yerde kadın erkek ilişkileri de iktidar mücadelesi üzerinden kurgulanmakta, dünyanın her yerinde taciz, tecavüz, şiddet  hayatın her alanında kadınlara uygulanmakta. Elbette bazı farklılıklar var, dini, kültürel, ekonomik gelişmişlik vb sebepler nedeniyle bazı yerlerde çok daha keskin yaşanırken, bazı yerlerde daha düşük yoğunlukta yaşanmakta.

-Tufan Şahan

Bu dergiyi yapanların veya okuyanların “kadın olmanın” ne demek olduğunu benden iyi bildiğini düşünerek bu soruyu boş bırakıyorum. Bu dünya erkeklerin at koşturduğu, gücünü sonuna kadar kullandığı bir cehennem. Her ne kadar Avrupa ve ABD’de kadın, yasalarla korunmaya çalışılsa da hayatın tam göbeğinde de olsa oralarda da kadın olmanın zor olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz Türkiye-dünya kıyasında arada bir uçurum var. Türkiye sadece İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerden kurulu değil. Anılan şehirlerin dışındaki hemen bütün kentlerde kadın olmak gerçekten zor.

-Özkan Güven

Kadınlar çiçektir gibi sulama meraklısı bir yorum yapmayayım. Ya da kadın, olaylara duyguyla erkek mantıkla yaklaşan insan türüdür gibi dangalak sınıflamalar. Kadın, bayan olmayandır… Kadın olmak, hataları törpülenmiş bir üst insan versiyonudur, bunun önceki sürümü erkek oluyor. Öyle olmasa dünyayı mahveden erkek soyu, Havva demek olan Eve’den şeytan demek olan Evil’e ulaşmazdı. Öyle sorunlu ki erkek nesli, kendi organının adını dünyayı güzelleştiren şeyin kökünden çalmış: Pen – Penis! Kadınlık, hele bizimki gibi kapalı ve resmi ahlaki anlayışı ikiyüzlülük olan toplumlarda ayakta kalmaktır. Zira kadınlar, erkekler kadar güçten söz etmez; çünkü kim kendisinde ne eksikse onu konuşur aslında. Yanıtı bir ömür süren sorulardan biridir kadın. Bir erkeğin her yaş dönümünde tanımı başkalaşan, değişendir. Bir zaman anne, bir zaman abla, bir zaman arkadaş, dost, sevgili, tutkudur bir dönem, tutkunluk, yanı başındaki yoldaş, başını dizine koyup uyuduğun biri, başını dizine koyarak uyuyan… “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir” demişti bir şiirinde Haydar Ergülen. Bir Trakya türküsüyse şöyle seslenir: “Sabah sabah seyredelim yalıyı / Aşkım çoktur ver içelim doluyu / Çok ararsın benim gibi deliyi / Mihrabımdır çatma da kaşlarının arası / Meskenimdir gül memeler arası…” BirGün’e yazdığım eski yazılarımdan birinde de kadın için şunları söylemişim: “Kadın: Kimselere verilememiş bir sevgiydi. Öyle ya, yoksa Romain Gary, “insanın, sevmiş olduğu tek kadını yitirince her şeyin bittiğini sanması bir sevgi eksikliğidir,” demezdi. Fakat Gary, karısı Jean Seberg öldüğü zaman ancak bir sene yaşayabilmiş sonra intihar etmiştir. 20. asrın edebiyat skandalına imza atarak hem de.Kadın: Eski sevgili biraz da. Uzak bir ortak arkadaş evlendiğini, bir oğlu olduğunu söyler bir gün. Bir sızı yoklayıp geçer. Yoklaması da iyidir geçmesi de. Onu da arar insan; o zamanki kendini de. Bunlar güzel.Yanımdaki kadınlar, hep kadınım oldular. Eller hayatı kucaklayacak kadar güzeldi, saçlar çok zaman yastıklara dağıldı, yemekler hep bir anne yemeği içtenliğinde; göğsümdeki kediler, göğüslerindeki kelebekler.O hayali Kadın, sonsuz, sınırsız bir şefkatti. Şehvet, sevda, şefkat; birbiri arasından geçmiş; hepsi bir olan bir Kadın. Evde başka, sokakta başka, yatakta başka tanıttıkları kimliksiz varlık değil. İnsandı Kadın, anaydı, yoldu, yoldaş, kardeş, abla, arkadaş; hepsinin içinde her biri. Kadın Sorunu adı altında ‘sorun’ olarak yaratılan değil.Üstelik Türkiye’de bir cinse sorun atfedeceksek o sorun kadına değil erkeğe aittir. Öyle ya, hangi türün arasında, halen ilk cinsel deneyimini hayvanlarla yaşayan var? Hangi tür sokaktaki bir yoksula tecavüz edebiliyor? Hangi tür sevilmeyince birinin kafasını kesmeye kalkabilir?”

 Türkiye’de haddinden fazla sorunlu bir erkek tipi var. O tipin karşısında kadın olmak her şekilde korkunç bir şey olmalı. Ezik, cinsel sorunları olan, tüm benliğini organının boyu için harcayan, kızdıklarına orospu, ibne diye küfür eden, zorlu, sorunlu bir tip. Dünyada eşine benzerine rastlanır mı bilmiyorum. O erkek tipinin sevgisi her gün üç kadın öldürüyor bu ülkede. YouTube’da bir parçanın altında, o tipin şöyle bir yorumunu görmüştüm: “İyi ki benim kızım yok, gidip bir gün birinin altına yatıyor hepsi… Kızlarda biraz kahpelik oluyor…” Bu insanla her gün yolda belde karşılaştığımızı düşününce… Bir taksi şoförü bir gün şöyle bir itirafta bulunmuştu: Trafikte bazı yaya kadınların bile isteye üstlerine sürüyormuş arabayı, memeleri çok güzel sallanıyor abi, diyerek gülüyordu. Bu insanla aynı oksijeni tüketiyoruz. Hava ziyanlığı, insan, zaman ziyanlığı. Tüm erkekler kadın düşünür, hepimizin çok sevdiği bir şeydir de dünyada bu kadar korkunç ve sorunlu bir durumda yaşayan erkekler olduğunu sanmıyorum. Klişe deyimiyle Türkiye’de kadın sorunu diye bir şey yok, erkek sorunu var derim…

-Onur Caymaz

“Kadına dair söz söyledim” diyemem; keza kadın sorunlarının tartışılması sürecine yalnızca akademik ve konferanslar anlamında hakim biriyim, ama hem kendi evliliğimden hem de sosyal ilişkilerimden yola çıkarak kadın olmanın en azından bu coğrafyada “proaktif bir zeka” gerektiren bir şey olduğunu söyleyebilirim. Kadın erkekten (katili olsun, rakibi olsun) bir adım önde olmak zorunda kalıyor. Bu büyük bir motivasyon ve yükümlülük. Kimsenin böyle bir rekabetin de tehdit mekanizmasının da nefesini ensesinde hissetmemesi gerekir.

-Sarphan Uzunoğlu

-8 Mart için düşünceleriniz nedir? Sizin için bir anma mıdır ya da kutlama mıdır?

Anma da kutlama da olmadığını düşünüyorum. Açıkçası kadınlar dünyada kırılgan emek üzerine kurulu bu sistemde emekleri de cinsel kimlikleri de en ciddi sömürüye uğrayan kesim. Kadınlara tanınmış sosyal haklara bakarsanız birçoğunun “annelik dönemi” ile ilgili olduğunu göreceksiniz. Devletin sunduğu diğer haklar da çoğunlukla kadının hayatını kolaylaştırma ve onu özgürleştirme değil örneğin bir bekar kadının hayatını düzenleme ile ilgili.

Ben 8 Mart’ın bu “düzenleme” deliliğine karşı kadınların organize oluşu sürecinde bir basamak olarak görüyorum. Üstelik kadın dayanışmasının önünde coğrafyamızın politik durumu hep bir engel olarak görülürken ben farklılaşan kadın örgütlenmelerinin de bir zenginlik olduğunu, bu gün kadına Jin ya da kadın demenin, güne kadınlar günü ya da emekçi kadınlar günü demenin ideolojik bir tartışma olarak bile kadınlar açısından getirisi olduğunu düşünüyorum.

Bu bağlamda 8 mart yalnızca bir fırsat. Nasıl her dünya barış gününde barışamıyorsak, her 8 mart günü de evrensel bağlamda kadın sorununa bir çözüm bulma şansımız yok. Geçtiğimiz günlerde Arjantin’de geçen bir belgesel izledik; kadınların bir araya gelip kurdukları bir aş eviyle ilgili. Başta erkekler de dayanışıyorlar; ama sonra kadınlar tüm inisiyatifi ellerine alıyorlar ve işsiz kadınlar kocaman bir mahallenin bütün çocuklarına yemek sağlıyorlar o evde. Ben kadın mücadelesi için 8 Mart’ların sokaktan yukarıya doğru böyle bir birleşme fırsatı olabileceğini düşünüyorum. Her sınıf ve inançtan kadının birleşeceği böyle bir yerel nokta olabilir. Ama bu tabii yine kadınların inisiyatifiyle ortaya çıkan bir örnek. Yoksa “şöyledir böyledir” demek ciddi anlamda haddimize düşen bir durum değil.

 -Sarphan Uzunoğlu

Neyi kutladıklarını bilmiyorum. Bana az evvel şimdi adını anımsayamadığım bir rezidansa dair e-posta geldi. Kadınlar Günü’nde mutlu yaşayın diyor adamlar. Büyük marketlerin birinde gördüm, yarın pedler indirimliymiş. Bu da bir kutlama çeşidi olacak herhalde. Küçük bir nokta kaçırılıyor. Kalpli şirin, minnoş balonlu, ciciş bir AVM gününe, hatta daha değişik bir tür Sevgililer Günü’ne dönüştü Kadınlar Günü. Clara Zetkin’den, 8 Mart 1857 tarihinde ölen çoğu kadın, 129 tekstil işçisinden pek haberli değil bu kendi sığlığında debelenen kitle. Benim için hüzünlü bir tarihin, direnişle hatırlanması gereken bir günüdür 8 Mart.

-Onur Caymaz

Kutlanan bütün günlere karşı bir insan olarak 8 Mart’ta da sevimli şekilde bakamıyorum. Bir şey hayatınızda olmadığında hatırlarsınız; kadın vardır.

-Özkan Güven

8 Mart’ın doğuşu sınıf ve cinsiyet mücadelesine dayanıyor. 8 Mart bir karşı duruştur benim için.

-Erdem Aksakal

Bence 8 Mart Türkiye için bir hatırlama günü olmuştur. Kadın’dan Düya’ya geldiğimizi, kadın tarafından yetiştirildiğimizi, aslında hayatımızın her anında kadınların bizim biz olmamıza etken olduğunu hatırlama günümüzdür.

-Onur Özışık

“8 Mart Emekçi kadınların mücadelesinin simgesidir” gibi kitabi bir yanıt vereceğim. Son yıllarda “emekçi” vurgusunun azaltılmasına yönelik bir eğilim mevcut, emekçi vurgusu özel olarak öne çıkartılmalı diye düşünüyorum. 1 Mayıs ve 21 Mart dahil bütün “kavga günlerinin” sistem içine çekilerek önemsizleştirilmesinin ötesinde “erkekleşen kadınlara*” karşı da bu gün savunulmalı. 8 Mart anma veya kutlama değil mücadelenin yükseltilmesi gereken gün olmalı.

*Erkekleşen kadından kastımı, bir arkadaşımın blogundan alıntıyla anlatayım; “Daha fazla erkek olma isteği nedir? Sahip olmaktır. Sahip olmak, iktidardır. İktidar, varoluşunu temize çektiğin bir alandır. Kadınlar,  varoluşlarının kirli olarak kodlanmış kısımlarını daha fazla erkek(iktidar) olarak temize çekerler.Temize çekemeyenler zorlanır;  değişim, başkaldırmak, norm dışı kabul görmenin özgürlüğünde yaşamak zordur çünkü.”

 -Tufan Şahan

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir