Ayın Dikkat Çekeni

Mehmet Bahadır Er

By  | 

Kalitesi düşük ana akım filmler de gişede hüsrana uğruyor. Seyircinin ihtiyaçlarına cevap verebilen filmler ayakta kalmaya devam edecektir. Dağıtımcıların garanti para gözüyle bakarak ana akım filmlerine destek vermesi durumu biraz daha adaletsiz hale getiriyor tabi ki ama bu zihniyet kalın bir sihirli değnekle bir kaç kez indir kaldırla anca değişir.

Röportaj: Tansu Karabulut

Yeni nesil genç ve keyifli bir yönetmen Mehmet Bahadır Er. Kısa filmleriyle sinema kariyerine başlamış ve dünyanın en saygın film festivallerine davet edilmiş, ödüller kazanmış bu filmleriyle. Hala öğrenci olmasına rağmen uzun metrajlı 2 filme sahip. İlerde sinema dünyasında sağlam bir yer edineceğine inandığımız bir yönetmen kendisi. Hatta o kadarki 10 yıl içinde Oscar’a aday olup bizi Oscar jürisine sokabileceğine bile inanıyoruz. İTÜ Sinema şenliği kapsamında gerçekleştirilen keyifli söyleşisinin ardından hemen takıldım peşine Madam Brownie’yi anlatmak, dergimize konuk olmasını sağlamak için. O da kırmadı ve söyleşi tadında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik ardından…

Kısa filmlerle başladınız yönetmenliğe. Birçok ödül aldı kısa filmleriniz, dünyanın prestijli festivallerine davet edildi. Peki, bir kamera ve bir fikir yeter mi kısa film çekmeye? Siz nasıl başladınız diyerek sorularıma başlayayım ben de.

Çok net olarak söyleyebilirim; peşinden koşulacak bir fikir için yanıp tutuşan onlarca yönetmen ve yapımcı vardır.Bu anlamda kısa film için de uzun film için de fikir çok önemlidir. Prodüksiyonun diğer şartları senaryoya göre değişir. Ben de asgari yeterlilik içinde kısa filmlerimi çekmeye başladım.

Filmlerinizde belirli bir tarzı yakalamaya çalışan bir yönetmen misiniz yoksa her filmi birbirinden farklı olmasını isteyen mi?

Projenin yapısına göre kendimizi değiştirebiliriz, önceden bir yol çizip dar kalıplara girmek istemiyorum. Ama sosyal gerçekçi filmlere ilgi duyuyorum. Çektiğim kısa filmlerde ve Kara Köpekler Havlarken’de bunu görebilirsiniz. Tarz meselesi bence filmin anlattığı yapıdan sonra belirlenecek bir durumdur. Şekilsel takıntılarım yoktur.

No Ofsayt filminin yönetmenliğini yaptınız. Bu film çok konuşuldu ve 2 hafta sonra gösterimden kaldırıldı. Filmin hikâyesini sizden dinlemek isteriz. Neden 2 hafta sonra geri çekildi film?

Bu film bir Ali Taran Special Project’tir. Biz de profesyonel yönetmenlik hizmeti verdik. Ajans mantığında bir çalışma oldu. Ali Taran’ın bir hayalini gerçekleştirmesine yardımcı olduk. Sonrasında centilmenlik anlaşmamız bozuldu. Filmin çekimlerinden sonraki hiç bir aşamasında yer almadık. Montajı, tüm post prodüksiyonu ve filmi kendisi bitirdi. Bu sebeple film için maalesef bizim filmimiz diyemiyorum. Filmin vizyonu dağıtımı vs hiçbir şeyiyle ilgilenmedim. Bu anlamda soracağınız bütün soruların muhatabı Ali Tarandır.

Kara Köpekler Havlarken ilk uzun metrajlı filminiz. Konusu ve kalitesiyle sizin en özel ve başarılı filmlerinizden bence. Kendi filminizi, yola nasıl çıktığınızı, filmin sizdeki yerini kendi ağzınızdan anlatmanızı istesem…

Kara Köpekler Havlarken benim için tabi ki özel bir film. Hem ilk olması anlamında hem de kendi yaşadığım şahit olduğum birçok konuyu önceden düşündüğümüz gibi anlatabilmemiz anlamında benim için güzel bir filmdi. Gündelik yaşamda aldığım notlardan yola çıkarak geliştirdiğim karakterleri bir kurmaca hikâyeye toparladığımda, senaryo derdini anlatabilen ve akıcı bir hale gelmişti.

Filme dâhil olan herkes için kariyerinde bir güzel yer tutacak bir film olduğunu düşünüyorum.

Son zamanlarda çekilen Türk filmlerinde bir “beyin” eksikliği olduğunu düşünüyor musunuz?

Büyük bir cümle, bu önermeyi yapanların gerekçelerini sorup dinlemek lazım. Ama bana çok doğru gibi gelmedi.

Dünyadaki birçok yabancı filmin Türk sinemalarında kolaylıkla gösterime girebilmelerine rağmen, Türk filmlerinin yurtdışında sinema salonlarına kolay ulaşamamasının nedenleri neler sizce?

Dağıtım ağının, yapımcıların zayıflığı ve perspektifsizliğidir. Sinema dağıtımının politik bir yönü olmaz salon sahibi para kazandığı her filmi gösterir. Dünyanın diğer ülkelerini geçiyorum, Türkçe ve lehçelerini konuşan 300-350 milyon insanın yaşadığı bir coğrafyada filmlerimiz maalesef misâki milli sınırları dışına çıkamıyor. Üstelik dizilerimizin izleniyor olması talebin varlığını da kanıtlıyor. Dağıtılamayan filmlerin tek bir sebebi vardır o da dağıtımcı ve yapımcılarımızın güçsüzlüğüdür.

Beklenen soruları soralım teker teker o zaman.

Varan 1: Filmin popülaritesi oyuncuların popülaritesiyle sağlanıyor kimi zaman. Bir ara çok fazla manken oynatılıyordu filmlerde mesela. Bu furya biraz azaldı gibi sanki. Siz ne düşünüyorsunuz?

Filmin dramatik anlamdaki ihtiyacını karşılayan herkes filmde oynayabilir. Ayrıca dünya çapında birçok önemli manken kökenli aktör ve aktris vardır. Gişe hedefleyen filmlerin bu tip yöntemlere gitmesi olası bir durumdur. Ben yapar mıyım onu bilemem, şimdilik gerek duymadık. Büyük de konuşmamak lazım.

Düşük kaliteli filmler çok fazla izlenebiliyor bu bahsettiğimiz popüler oyuncular ve sansasyonel haberler dolayısıyla. Düşük bütçeli, kaliteli filmler de kıyıda köşede kalıyor haliyle. Üstelik gösterimden yeterli miktarda kazanamadığı için tekrar film de çekemiyorlar. Yok olup gidiyorlar. (Bir soru sorayım dedim bin ah işittiniz hakikaten) Yeterli sermayesi olmayan genç yönetmenler nerelere gitsin, ne yapsınlar da ayakta kalabilsinler?  Var mı ufuk açıcı tavsiyeleriniz?

Kalitesi düşük ana akım filmler de gişede hüsrana uğruyor. Seyircinin ihtiyaçlarına cevap verebilen filmler ayakta kalmaya devam edecektir. Dağıtımcıların garanti para gözüyle bakarak ana akım filmlerine destek vermesi durumu biraz daha adaletsiz hale getiriyor tabi ki ama bu zihniyet kalın bir sihirli değnekle bir kaç kez indir kaldırla anca değişir.

Bağımsız yapımlara alternatif gösterim ve dağıtım metodlarını denemelerini ve başarırlarsa bunu herkesle paylaşmalarını öneririm. Samimi olarak söylüyorum ben de bilmiyorum. Ama asla pes etmem aramaya devam ederim.

En sevdiğiniz ilk 5 Türk Filmi hangileri? (Merak etmeyin biz kimseye söylemeyiz… off the record  :)

Güzel çok Türk filmi var. Yalnızca 5 tane film söylemek çok büyük haksızlık olur.

Güzel filmleri severim :)

Türkiye’de ve dünyada en çok beğendiğiniz yönetmenler kimler?

Şahısla değil eserleriyle ilişki kurmayı tercih ediyorum.

Örnek aldığınız biri var mı? Yani tarzı sizin tarzınızdan çok farklı olsa da “vay be adam yine neler yapmış” dediğiniz biri?

Kimseyi gammazlamayacağım, kararlıyım :)

Ama yani siz de ser verip sır vermiyorsunuz, peki…

En son Tivibu geldi, filmleri sinema kalitesinde 1TL ye izleyebilecekmişiz artık. Bu korsanı azaltacağı gibi, yapılan filmleri orijinal ses ve kalitesinde izlememiz açısından izleyiciler açısından avantajlı olacağı kesin. Peki, sizce bu durum sinemaya olan ilginin azalmasına neden olur mu?

Çok olumlu bir gelişme olarak görüyorum. İnsanlar artık günün önemli bir kısmını bilgisayar ve tv karşısında geçiriyor. Filmleri bu tip mecrayla izleyiciye sunmak doğru bir yöntem. Ayrıca korsanla şahısların değil kurumların uğraşması lazım. İnternet haklarını alan bir şirket filmin korsanının internette gezmesine de izin vermez. Bu da dağıtımı daha kontrollü hale getirir.

30 yaşınıza bile gelmeden uzun metrajlı filmler çeken çok genç bir yönetmen olarak bundan bir 10 yıl sonra uçmuş gitmiş, bambaşka işler yapmış olabileceğinizi düşünüyorum ben. Siz gözlerinizi kapattığınızda kendinizi nasıl görüyorsunuz 10 yıl sonrasında? Oscar mı alıyorsunuz? Oscar’ı mı reddediyorsunuz? En içten hayalinizi paylaşır mısınız bizimle?

Oscar’ı bana verdiniz gitti :) Gelecek on yıldaki hedefim sizi Oscar jürisine sokmak olmalı sanırım…

İyi işler yapmak ve yaptırmak, seyircinin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına cevap verebilecek evladiyelik filmler çekmek istiyoruz. Oscar neden olmasın?

Arzular şelale…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir