baş tacı

O KADAR KISKANCIM Kİ HİÇ GIDIKLANMAM

By  | 

Kıskançlık ne kadar dandik bi’ duygu olursa olsun, bi’ şekilde hayatımızın içinde her daim. Kıskanıyoruz, kıskanılıyoruz, kıskanmadığımız için garipseniyoruz, kıskanılmak istiyoruz, kıskanalım istiyorlar… Nasıl bir illetse, bir şekilde her ilişkide, en azından ilişkinin bir döneminde sorun olmayı başarıyor.

YAZI: Yeşer Sarıyıldız

yeser.sariyildiz@mbsays.com

https://twitter.com/#!/androverdose

Öncelikle başlığın bana ait değil de Murat Menteş’in bi’ şiirine ait olduğunu söylemek istiyorum. Bu sayede hem bu bilgiyi aradan çıkarıp hem de konuya giriş stresini yok etmek istedim zira.

Kıskançlık ne kadar dandik bi’ duygu olursa olsun, bi’ şekilde hayatımızın içinde her daim. Kıskanıyoruz, kıskanılıyoruz, kıskanmadığımız için garipseniyoruz, kıskanılmak istiyoruz, kıskanalım istiyorlar… Nasıl bir illetse, bir şekilde her ilişkide, en azından ilişkinin bir döneminde sorun olmayı başarıyor.

Peki kıskanılmak sahiplenme duygusundan mı geliyor? Atalarımız bile tek eşli değilken, bize hangi ara ne oluyor da “benim olacaksın fıstık!” moduna giriveriyoruz hemen? Hemen hemen hepimizin “keşke hapı olsa da yutsak, bitse, geçse” dediğimiz bu kıskançlık hadisesi aslında cidden bi’ hastalık olabilir mi?

Birine aşık olunca tüm dünya o kişiyi bizim gözümüzden görüyor sanıyoruz; bi’ başkası için bardaki topuzlu çocuk, büfedeki gözlüklü genç, ya da en fazla bilmemnerdeki dolgun dudaktan ibaret olduğunu algılayamıyoruz. Ayrıca bi’ algıda şerefsizlik olayı var ki; kim ona yan gözle baksa anında fark ediyor, ya da yandan geçerken gözü kaysa yan gözle baktı zannediyoruz.

Ben bu kıskançlık hadisesinde, kıskanç olmadığım için etraftan çoğu zaman uzaylı muamelesi gören ya da etraftakilere uzaylı muamelesi yapan gruptanım. Ama aslında benim de geçmişimde delicesine kıskanç bir sevgili ve kıskançlıktan çıldırdığım zamanlar mevcut. Biraz itiraf vakti o zaman diyerek kendi yaptıklarımdan başlıyorum anlatmaya…

Eski sevgilimin eski sevgilisini o kadar kıskanıyordum ki; kadının dünyadaki en muhteşem yaratık olduğunu, gözlerinin elmastan filan olduğunu düşünmeye başlamıştım nerdeyse. Abartıp 98 yılına ait fotoğraflarını bile buldum derdim; ama bu yaptığım inanın abartı sayılmaz. Kafayı yediğim zamanlarda bana çeki düzen vermek yerine benimle birlikte kafayı yiyip destekte sınır tanımayan bi’ arkadaşım var. İşte o arkadaşım bi’ gün dedi ki; “Hadi kalk, gidiyoruz.” Ve kadının iş yerine gittik müşteri gibi. Şu an fark ediyorum ki; zaten gözümde öyle bi’ büyütmüşüm ki, ne çıksa hayal kırıklığının alasını yaşayacaktım, ve yaşadım da… Yani her şeyden önce normal bi’ insandı, daha ne olsundu! Şu an düşününce, aslında çok da iyi anlaşabileceğim biri kendisi, büsbüyük bi’ ortak noktamız var ne de olsa…

Eski sevgilime gelince de… Şu an öyle bi’ ilişki yaşayamayacağımdan eminim; ama kıskanç sevgililerin ortak noktası olan, zamanla gerçek yüzlerini gösterme hadisesi onda da vardı ve düşününce, aslında o zaman da öyle bi’ ilişki yaşayamayacağıma emindim. Her neyse, elimde o ilişkiden kalma türlü türlü kıskançlık örneği mevcut; ama ben sadece bence en uç olan örneklerden birini anlatayım. Kendisini çok sevdim çünkü ve kötü anılardan ibaretmiş gibi göstermek istemem.

Bi’ akşam eski sevgili, ev arkadaşı ve ben; içmiş eğlenmiş eve dönerken eski sevgilinin bi’ arkadaşıyla karşılaştık yolda. Konuştular vs; sonra o karşılaştığımız çocuk bana dönüp dedi ki:

–          Ya biz tanışmış mıydık? Ben seni bi’ yerden tanıyorum sanki…

+     I ıh, tanışmadık… Tanıdık gelmişimdir belki.

–          Olabilir, bıkbık’a takılıyo musun? Görmüşümdür belki, ordan tanıdık gelmişsindir.

+     Aa, evet. Olabilir bak.

Evet, diyalog bundan ibaret. Çocuğun yanından ayrıldığımız andan itibaren eski sevgili onu aldatmışımcasına şeyler söylemeye, akıl almaz tepkiler vermeye başladı. Sanırım artık ben alıştığımdan pek sesimi çıkarmamış olacağım ki; ev arkadaşına fenalık gelip “kendine gel konuşması” yapmıştı sonunda. Şimdi düşününce, o aslında şöyle duyuyordu konuşmayı:

–          Ya biz hiç sevişmiş miydik? Sevişmediysek de geçen gün bardan kaldırdığım kıza fena halde benziyorsun, tam da benim tipimsin zaten… Müsait olduğunda sevişelim mi?

+      Aa, tabii ki. Olabilir, neden olmasın…

Kafasının nasıl çalıştığını şu an anlayabilsem de (tüm erkekleri ‘filiz sevişelimmi’ olarak görüyordu), insanların neden ve nasıl bu duruma geldiklerini anlayamıyorum. Anlayabilmek adına yapılabilecek en iyi şeylerden biri gerçek anlamda kıskanç biriyle konuşmak diye düşündüm ve tanıdığım en kıskanç insana başvurdum ben de.

Konuşmanın ilk cümlesi bile yeteri kadar ilginçti aslında. (Konuştuğum kişinin bi’ erkek olduğunu da belirtmeliyim sanırım.)

Kıskanç: Taraflardan yalnızca biri kıskanç olunca olmuyor. Kıskançlık, karşılıklı olunca çok zevkli. Mesela Burcu (sevgilisi, anlamamıştınız sanki…) da aslında çok kıskanç; ama kıskançlığını belli etmemek için kasıyor biraz. Ben de sonunda rahat olmasını söyledim. Ben kıskanan biri olarak mesela kıskanılmayı çok seviyorum. Kıskanıyor artık o da. Ben de kıskançlığımı şartlar eşit olduğu için özgürce yaşıyorum artık. En doğalı bu. Teraziyi dengelemek için iki tarafın da kıskanç olması şart.

Aynı kıskanç adam; aşkın dozunun artıp işler daha da komplike hale geldikçe kıskançlığın şiddetinin de arttığını söylüyor. Peki kıskançlık sadece aşkla mı ilgili? Aşık; ama kıskanç olmayan insanlar neyin nesi peki? Onlara sorarsak da istisnasız özgüven eksikliği diyorlar. En iyisi bir bilene danışmak dedim ve Psk. Bernis Sütçübaşı’nın kapısını çaldım:

Sadece aşkla değil; pek çok şeyle ilişkili. Öncelikle, sana bilimsel olarak ilişkili olanlardan bahsedeyim. Eşleşme değeri denen bir değer; senin kendini yeni bir eş bulmaya ne kadar yeterli gördüğün gibi özetleyebiliriz bunu. Bu ne kadar yüksekse o kadar daha az kıskanç oluyorsun.

Halk arasında “elimi sallasam ellisi” modundan bahsediyorsun sanırım.

Aynen… Onun dışında aşkla tabii ki ilişkili; ama daha çok ilişkiyi sürdürebilmek için şart bir şey. Ben kıskançlığın biraz daha evrimsel boyutlarını incelemiştim. Kıskançlığın evrimsel temellerine göre, şu anda biz kıskançlığı işe yarar bir şekilde kullanabilmiş atalarımızın torunlarıyız. Yani kıskançlık yüzyıllar boyunca, bizim eşlerimizi ellerimizde tutabilmemizi ve böylece üreyebilmemizi, genlerimizi günümüze kadar getirebilmemizi sağlamış. Bunun dışında en önemlisi kıskançlık otomatik bir tepki. Bunu da genelde yalan makinesinden falan bildiğimiz deri tepkisi ölçümleri gibi yöntemlerle ölçmüşler ve herkesin az veya çok kıskançlık tepkisi gösterdiğini görmüşler; ama bunlar kadın veya erkek oluşun, eşleşme değerin, kendini başkalarıyla ne kadar karşılaştırdığın gibi pek çok şeye bağlı olarak değişiyor.

Kıskançlık yüzünden işlenen cinayetlerle dolu ortalık. Çok ciddi boyutlara da ulaşabiliyor. Hastalık sayılıyor mu peki kıskançlık? Tedavisi, hapı, bir şeyi var mı bunun?

Evet, insanlar kıskançlık uğruna sevgililerini, rakiplerini bile öldürebiliyorlar. Hastalık olup olmadığıyla ilgili bilimsel bir makale okumadım; ama bir süre sonra kıskançlığa bu kadar takılmak biraz yaşam pratikleri ile ilgili gibi geliyor bana. Hayatının merkezine sevgilini ve ilişkinizi koyarsan haliyle bütün gün onun üzerine ve onu kıskanmak üzerine geçirebilirsin; ama ilgini pek çok şeye dağıtırsan kıskançlık o kadar da etkilemez hayatını. Kıskançlık hastalık haline gelebilir; ama maalesef bir hapı yok. Olsa olsa terapiye gidebilir kişi. Belki paranoya tedavisinde kullanılan ilaçlarla destek verilebilir; ama tam anlamıyla kıskançlığı giderici bir şey olmaz o da.

Peki bu ilişkiyi merkez haline getirmek genelde boşluktan doğan bi’ durum mu yoksa karakterle mi alakalı tamamen?

Hayatındaki amaçlar, hedefler, hayallerle alakalı biraz, biraz karakterle tabii, geçmiş deneyimlerle.

Anladım… Şöyle bir gözlemim var. Kıskançlık ilişkinin başında rahatlıkla söylenilmediğinden dozu da az oluyor. Ama kıskançlıkla ilgili sorunlar söylenmeye başlandıkça bir yenisi ekleniyor ve sonu gelmiyor. Çözülenin yerine daha akıl almaz bi’ kıskançlık geliyor. Bağımlılık gibi adeta. İşte bu durumda Facebook’taki profil fotoğrafı altındaki yorum gibi saçma sapan konulara kadar gidebiliyor. Cidden bir bağımlılık durumu var mı kıskançlıkta? Tamamen benim gözlemim, yanlış da olabilir…

Aslında doğru bir gözlem; çünkü zaman geçtikçe sevgiliyi elinde tutmak daha zorlaşır. Başta bir heyecan, aşk falan, insan her şeye katlanıyor; ama giderek sorunlar birikir, heyecan ister istemez azalır, her iki taraf da diğer olasılıkları değerlendirmeye başlar. Böyle bir durumda dozunda yapılan kıskançlıklar sevgiliyi elde tutmaya yarayabilir; ama dozu çok kaçarsa sevgili tümden kaçabilir. Her şey gibi onda da bir denge gerekiyor işte. Yalnız hepimiz kıskancız, bu önemli. Atalarımız da kıskançtı çünkü.

Bunu nerden biliyoruz?

Kıskanç olmasalardı, çocuklarına yatırım yapamayacaklardı ve çocukları hayatta kalamayacaktı. Çünkü insan bebeği ilk iki üç yıl hem annenin hem babanın bakımına muhtaç. Dolayısıyla yeni doğan bebeklere bakabilmek ve hayatta kalmalarını sağlamak için bizim atalarımız tek eşli yaşamaya başladı. Aslında tam tek eşli değil de, en azından iki üç sene bir arada kalmaya başladılar ve bu süreçte birbirlerini kıskanmaları ve olası rakipler yüzünden ayrılmamaları gerekiyordu. Hani aşkın ömrü 2-3 yıl derler ya, o da buradan gelir mesela.

Erkekler mütemadiyen ‘bizim özümüzde, atalarımızda tek eşlilik yok bi’ kere’ savunması yapıyorlar ya; ama bi’ bakınca, erkeklerde sahiplenme durumu daha fazla sanki… Var mı bununla ilgili bi’ araştırma?

Kadın ve erkekler arasında kıskançlık seviyesi olarak bir fark yok; ama kıskançlık ifadeleri arasında var. Kadınlar duygusal tepkiler verirken, erkekler saldırganca veya kısıtlayıcı tepkiler veriyorlar. Tek eşlilik onlarda olmadığı kadar bizde de yok, onlarda olduğu kadar biz de var. Biz iki arada bir derede olan bir türüz.

Kıskanç olmayan insanlar kıskançlığın özgüvenle ilgili olduğu konusunda hemfikirler. Aşırı kıskanç insanların da özgüven problemi olduğunu düşünüyorlar. Doğru bi’ saptama mı bu?

Alakası yok; o zaman bi’ ton ünlü haberi duyuyoruz, kıskançlıktan karısını bıçakladı falan diye. Yani özgüveni düşük biri çok kıskanç da davranabilir, tam tersine “zaten beni niye istesin ki” diye hiç kıskançlık da yapmayabilir. Kendine güven değil de, kendine yeni bir eş bulabilme konusunda güven desek daha doğru olur.

Peki Freud ne diyor kıskançlık konusunda?

Freud kıskançlığın taa çocukluğun ilk evrelerinde başladığını söylüyor. İlk olarak kız çocuk babaya aşık anneyi, erkek çocuk anneye aşık babayı kıskanıyor diyor. Duymuşsundur bunu “elektra” ve “oidipus” kompleksleri diye. Onun dışında kıskançlığı bir nevroz, yani bir hastalık olarak tanımlıyor.

Hmm.. Sahiplenmeyle ilgili sonuçta biraz kıskançlık değil mi?

Kesinlikle.

Sahiplenmenin yoğun olduğu bi’ ailede vs büyümüşse kişi, onunla da ilgili olabilir mi bu durumda?

Tabii ki. Sahiplenmek çok önemli bir değer gibi hissettirilmişse çocuğa, o da hayatındakileri fazlasıyla sahiplenecektir.

Tamamdır, kıskançlık hakkında bir sürü şey biliyoruz artık. Sanıyorum ki, Kıskanç’ın dediklerini daha iyi değerlendirebiliriz şu andan itibaren.

Bi’ keresinde kuzeninden bile kıskandığı duyup inanmamıştım…

Kuzeninden evet. Yaş farkı bariz olmaksızın hemen hemen her erkekten. Hatta benim için “daha az kıskanılması” gereken bir yaş grubu bile var. Burcu’nun yaşını göz önünde bulundurursak (21); 18’in altı ile 28-29’un üstünü kıskanmıyorum pek. Onlar içinde ayrıca bir kıskançlık programı uyguluyorum, daha ılımlı.

Fazla anormal değil mi dışarıdan baktığında bu durum sana göre de?

Anormal ya da normal, bugün arkadaşa aşık olmak, arkadaşımın aşkısın, dosta aşık olmak gibi gerçeklerden konuşuyoruz.

E ama sana aşık?

Aşk biten bir şey ya da el değiştiren, vücut falan da olabilir. Arkadaş falan diyorsun da; ortak noktalar tehlikelidir. Çünkü ortak noktalar insanları birbirine yakınlaştırır ve arkadaşlarınla fazlaca ortak noktan vardır; aynı şeylere güler, aynı şeyleri düşünürsün.

Ama şu var ki, dünyada kafası güzel insanlar var ve ben onları tanımak istiyorum mesela. Bunun sevgilimle bi’ ilgisi olmadığı gibi ilişkimize negatif bi’ etkisi de olmaz. Beraber tanışalım hatta, sohbet edelim, eğlenelim, yeri gelsin vizyonumuz genişlesin, bambaşka bakış açılarından görelim dünyayı; ne bileyim…

Olmaz işte. Kızlar süper kızlarla tanışsın, erkekler de süper erkeklerle. Şu var ki; insanlar birbirlerinin sevgilileriyle çıkıyor. Ben şahsen teması olabildiğince azaltmaya çalışıyorum. Kıskançların sevdiceklerini izole etme davranışları da bundandır. Ayrıca kendisi iyiydi de çevresi kötüydü diye bir durum var.

-Bence hep Kavak Yelleri yüzünden oldu bunlar…-

Peki ne biçim bunalttığının farkında mısın?

Bunaltmak olayı da kıskançları kıskançlıkları konusunda sıralıyor. Çok kıskanmanın zaruri sonucu. Ben şartlar eşit olduğu sürece boğulmaya hazırım. Bi’ kere şu sanal ortamlar. Leş lan. Millet hep sevgili yaptı buralardan. Yalan mı?

İyi de, herkesten kıskanıyorsun kızı. Pavyondan çektin çıkardın, kötü yoldan kurtardın sanki; sürekli ‘konuşma etme’…

Ya Yeşer, sanal olay konusunda cümle alem beni karşısına alsa yine de endişelerimden vazgeçmem. Suratını görmediğin bir adama burdan aşık olabiliyorsan iki muhabbetle, ki bu kolay buralarda artık, orda dur derim.

Peki reel olay, normal arkadaşlar?

Bak, ben mesela o konuda biraz daha ılımlı bir kıskancım. Başlarda Burcu’ya ‘kimlesin’ diye soruyordum sürekli, sonra vazgeçtim. Aynı şekilde, yoldan geçen herhangi bir erkeğin Burcu’dan hoşlanmasını engelleyemem. Ne kurtlar var sokaklarda. Hep tehlike, hep! (gülüyoruz burda, o kadar da ciddi değil; korkma.) Ama en azından sevgiliyi başkalarıyla fazla ilgilenmemesi konusunda motive edebiliriz. Şey geldi aklıma, hani şu ‘gelevera deresi’ var, şarkı. Yüzünden silinmesin bıçağımın yarası diyor. O şunun içinmiş, elemanlar sevgililerini başka kimse sevmesin diye yüzde hasar bırakıyorlar.

Aman ne güzel… Peki senin sevgilin, sana dünyadaki en sevdiğin insan olduğun, delicesine aşık olduğu güvenini verse de mi için rahat olmaz? Bi’ ilişki bu kadar yorucu olmamalı…

Burcu’ya her gün onlarca kere tekrar ettiriyorum beni sevip sevmediğini…

Deli gibi korkuyorsun kaybetmekten yani…

Kesinlikle.

Senin başkasından hoşlanma, etkilenme vs ihtimalin de var. Yok mu?

Ya bu kıskanç insanlar küçüklüklerinde sahip olma-olamama durumlarında bir arıza yaşamışlardır hep. Benim de başkasından hoşlanma ihtimalim var; ama kıskançlık insanın kendisine yöneltebileceği bir şey değildir. Onu da Burcu düşünsün artık.

Zevkli demiştin, nesi zevkli bunun? Konuşurken bile kurdeşen döktüm ben…

Bence, arkadaşlık durumunu sevgililikten ayıran bir şey. Dolayısıyla sevgililik, aşk gibi durumları ön plana çıkarıyor, daha belirgin kılıyor. Her iki taraf bu yolla aşklarını biraz da “tutku” düzeyinde ifade edebilir. Karşılıklı olması bu yüzden önemli. Yani her iki taraf da ortada tutkuyla sevilen iki kişi olduğunu biliyor.

Tutku olması için ne gerek var ki kıskançlığa?

Var bence. Diğeri yavan yav. Ya bir şeye delicesine sahip olmak istemiş herkes tutkuludur. Hitler tutkulu bir adamdı mesela. Almanya’yı kendisiyle özdeşleştirecek kadar seviyordu. Ölümü üçüncü Reich’in yıkılış tarihi 1945’e denk düşer.

Aferin. Kıskançlık durumların ve dozun gittikçe arttı mı azaldı mı ilişki sürecinde?

Zamanla bazı kıskançlık durumları terk ediliyor. Mesela çocukluk arkadaşları, en yakın kuzenler… Herkese yetecek kadar kıskançlık her zaman vardır ama. Şu da var; ben arkadaşlarımı, sevdiğim insanları da kıskanırım. Sevdiğim her şeyi kendime saklamayı seviyorum ben.

Tamam, şimdi daha da iyi anladım nasıl düşündüklerini. Hala olabildiğince saçma geliyor ve nasıl tahammül edilir anlayamıyorum ama. Tamam, sahiplenme isteğiyle ilgili de, manyak mısınız? Neyse, sakin olup kıskanç biriyle beraber olan ve aslında kendisinde kıskançlıktan eser olmayan Gülay’ı aramak en mantıklısı sanırım:

Başta böyle değildi tabii ki de. Yavaş yavaş başladı kıskançlıkları. Birini çözünce yenisi geldi filan. Gittikçe de abartmaya başladı. Sen de biliyorsun zaten, gündüz dışarı çıkamaz olmuştum resmen. Evde kalmaktan delirmek üzere olduğum bi’ gün “Bana bi’ bakkala git, hava al…” demişti ya; inanabiliyor musun? Gerçi şu an düzeldi baya, ama yine de bitmiş sayılmaz kıskançlıkları.

Peki nasıl alıştın? Garipsemiyorsun da artık kıskançlık hikayelerini…

Bi’ anda gündemin o kadar abuk sabuk olaylarla, kıskançlıklarla doluyor ki… Bi’ yanın “Napıyorum ben?” diyor ilk etapta; ama çok da düşünmeye vaktin olmuyor zaten, tüm vaktin sorunlarla doluyor. Sonrasında normal geliyor zaten, farkında olmadan alışıyorsun. Çözmeye çalışmaktan yorulunca da uyum sağlıyorsun.

Düzelttin ama biraz… Nasıl becerdin?

Ya rest çekmek gerekiyor bi’ yerde, zaten başka çare de kalmıyor.

Sanırım kaybetme korkusundan doğan kıskançlık; kıskançlık yüzünden kaybetmek üzere olduğunu fark ettiğinde kontrole alınmaya başlanıyor. Biraz taktik versene kıskanç sevgili yüzünden kafayı yemek üzere olanlara…

Hmm, ayrıntı vermesem? Foyam çıkmasın şimdi meydana; 1-2 şey biliyorum zaten; onları da öğrenmesin…

Aa, söyledin mi? Okuyacak mı?

Yok, ben söylemedim de. Sen geçen gün mail atmıştın ya, kesin görmüştür benden önce.

Mail boxını filan bile kontrol ediyor mu? Yuh… Bu azalmış hali diyorsun bir de… Hiçbir şey söylemiyor musun bu duruma?

Ya bakmıyorum diyor da, bakıyordur kesin.

Yalan söylüyor musun peki? Söyledin mi ya da hiç?

Açıkçası bazen o kadar bunaldım ki, istedim… Söylemedim ama; içim rahat etmeyecekti çünkü. Bi’ de görüyoruz işte, yalan sayısı arttıkça ilişkinin ömrü kısalıyor. Ben bi’ süre savaş verip uzun vadede rahata ermeyi seçtim. Hmm, bunu taktik değil de tavsiye olarak verebilirim.

Hala bu yazıyı okumaya devam eden var mı bilmiyorum. Çoktan sıkılıp bıraktığınızı düşünsem de; hala aslında tam olarak anlayamadığımı belirtmek isterim. Anlayan varsa iletişime geçsin hatta benimle lütfen. Karmaşam “nasıl”ı konusunda değil yalnız; o kısmını açıklamaya gerek kalmayacak şekilde gördük bence. “neden”i konusunu çözebilmiş değilim ve kıskanç insanların düzelme isteklerinin olmayışını. Hayat? Zaman? Geçmiş olsun…

Ayrıca eminim ki, 100’ünüzü tutup “Ne kadar kıskançsın?” diye sorsam 80’ininiz “gerektiği kadar” cevabını vereceksiniz. Gerektiği kadar nedir, kıskançlık yeri ve zamanı geldiğinde yapılan bir şey midir? İletişime geçecek arkadaşlar bu konuda da fikir beyan ederlerse sevinirim. –Ukala deme içinden; kaç sayfa şey yazdım; şu kadarcık hakkım olsun, lütfen ama.-

Her neyse…

Son olarak; tüm bu soruları ona buna sorup önüme gelenden fikir alırken aldığım en süpersonik cevapsa şuydu sanırım:

X: Mesela ben iğrenç bi’ espri yapmışımdır, sonra kız arkadaşım bana “öf iğrençsin” muhabbeti filan yapmıştır. Daha sonra başka biri benimkinden daha dandik iğrenç bi’ espri yapmıştır, ona gülmüştür, onu kıskanırım mesela.

Y: Sonuçta o senin sevgilin, hayatındaki en önemli insan olduğunu hissetmek istersin filan, onunla ilgili mi?

X: Evet evet, kesinlikle.

Hayır, kim olduğunu söylemeyeceğim.

Hey x-men, tatlı mısın sen?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir