Ayın Dikkat Çekeni

On Derin Ayak İzi – Zhuizm’le Tanışın!

By  | 

New York’ta dört yıl boyunca NYC Food & Mood adlı bir şehir rehberi çıkaran ve yayımcılık hayatında ciddi başarılara imza atan Lüset Kohen Fins ‘’On Derin Ayak İzi’’ adını taşıyan kitabını yayımladı.

Yazarın kendi çevirisi ile Türkiye’de yayımlanan “On Derin Ayak İzi”, farklı ve samimi bir üslupla yazılmış olmasının yanı sıra, kişisel gelişim ile yoğrulmuş çağdaş bir metropol hikâyesini anlatıyor.

Sosyal medyada ve kitap eleştirmenleri tarafından kısa sürede dikkat çeken ve işaret edilir hale gelen kitap başarılı kurgusu ve mantraları ile konuşuluyor. Kurgusal olarak oluşturulan ve tutarlı şekilde kurgulanan Zhuizm düşünce akımının mantraları, hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve her şeyin zamanla amacına yönelik olduğunu vurguluyor.

Konu itibariyle bizim de ilgimizi çeken bu kitap üzerine, Lüset Kohen Fins ile bir röportaj gerçekleştirdik. Hem Zhuizm ile hem de çok renkli bir kişiliğe sahip olan Lüset ile tanışın!

 

on derin ayak izi

On Derin Ayak İzi, Zhuizm düşünce akımının lideri Wen Bao Zhu’nun evinde ölü bulunmasıyla başlıyor. Okuyacak herkesi boş bir levha olarak düşünelim ve bize biraz Zhuizm düşünce akımından bahsetmenizi rica edelim. Nedir bu akım?

İnsanoğlu’nun ölümlü olduğunu bir an bile aklından çıkarmadan yaşaması, dolayısıyla kendine verilen bu kısıtlı yaşam süresini kendine ve insanlara fayda sağlayarak geçirmeyi tercih etmesi, huzura her şeyi bilerek değil de bilinmeyene teslim olarak kavuşması, sevdiği işi yaparak yeteneklerini geliştirmesi ve bu sayede para kazanması, yani ekolojik ve evrensel dengeleri gerçekçi gözlerle kavraması olarak özetleyebilirim.

Kitabı bu kadar güçlü yapan karakterleri. Bu karakterler gerçek mi, yoksa siz yazınca mı gerçek oldular?

On Derin Ayak İzi’nde yer alan karakterlerin hepsi yanı başımızda aslında. Ben sadece sentezleyip melezleştirdim onları. Onlara ruh üfleyip beden verdim diyelim. Metaforik bir yaratma süreci diyelim.

Kitabın genelinde bir “olumlama” mevcut. Hayat hakkında küçük bir sır istesek? “İyi diyelim iyi olsun” mu mesela?

Türk atasözlerinin üstüne tanımam. Bu kitabı en iyi anlatabilecek 4 atasözü seçmem gerekirse; Bir kapı kapanmadan öbür kapı açılmaz. Vermeden almak Allah’a mahsustur. Korkunun ecele faydası yok. Her şerde bir hayır vardır.

Kitap hem Amerika’da hem Türkiye’de yüzlerce yorum aldı. Bu yorumların ortak bir noktası var mı, yoksa sosyo-kültürel farklılıklar nedeniyle ayrışıyorlar mı?

On Derin Ayak İzi, Fransız bir okurdan da Vietnam’lı bir eleştirmenden de birbirine yakın yorumlar aldı. Romanseverler evrensel konular ve samimi anlatımlarla besleniyorlar, bu yüzden ‘tutuculuk’ kurgu roman yazarının lügatında yer almayan bir kelime olmalı. Türk okuyucusu bilinçli, duyarlı ve yeniliklere açık. Her konunun cesurca ele alınabilmesi, tabuları ezip geçmek ya da ortak korkularımızla yüzleşebilmek… Bu kavramlar okuyucuyla aranızda sarsılmaz bir bağ oluşturuyor. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum.

Kitabı okuyan insanlar film izlemiş gibi olduklarını ya da bu kitabın mutlaka bir filmi olması gerektiğini söylüyorlar. Sinema filmi düşünüyor musunuz?

Tam üstüne bastınız, sevgili Madam Brownie… Hedefim, romanlarımı profesyonel bir ekiple birlikte senaryolaştırıp, uzun metraj sinema filmi olarak izleyebilmek. On Derin Ayak İzi’ni okuyup sonuna kadar bitirenler bunu beyaz perdede izlemek istediklerini belirtiyorlar, konusu ve kurgusu itibarıyla kitap erdem ve erdemsizlik arasında gidip geldiği için böyle düşündüklerini sanıyorum. Teknik olarak yalın ve grafik bir anlatım tarzı benimsedim ve vermek istediğim mesajlar okuyucuya direkt ulaştığı için mutluyum.

Kitabın çevirisini kendiniz yaptığınız için genelde “kendi yapmayı tercih eden” biri olduğunuzu düşünüyorum. Sinema filmi olursa kitabın yerini tutmayacak korkunuz var mı? Ya da sürecin tamamen içinde mi yer almak istersiniz?

Tespitleriniz doğru. On Derin Ayak İzi eğer sinema filmi olursa projede hem oyuncu hem de senaryo yazarı olarak yer almak istiyorum. Bana torpil yapıp saçı uzun aklı kısa bir hatun rolü bulurlar elbet. Mesela, kitaptaki Doris Jane Black karakterinin annesi filan. Her neyse, önümüzdeki ay kitabın içindeki sahnelerde arka fonda yer alan parçaları soundtrack çalışması olarak remixlemeye başlıyoruz. Bunun için Avustralyalı DJ Con X ile müthiş bir projemiz var. Yakında birlikte stüdyoya gireceğiz…

Neden kitabınızı kendiniz çevirmeyi tercih ettiniz?

İngilizce ve Türkçe okuyup yazarak büyüdüm. Anlaşılır edebiyat, sokak jargonu ve esnek anlatım tekniği gibi bazı saplantılarım var, bu durumda On Derin Ayak İzi’ni benden başka kim Türkçe’ye uyarlayabilirdi ki?

Kendi kitabını çevirmek nasıl bir his? Baştan yazıyor gibi mi oluyorsun ve akıp gidiyor mu? Yoksa en iyisini bulmak için daha çok düşünüp daha uzun mu sürüyor?

İkisi birden aynı anda ensenizden sola çekiyor diyebilirim. Kitabın orijinal şekli sizin yol pusulanız. Bütün mesele diyalogların ve tasvirlerin o dile uygun bir formatta doğal olarak akmasını sağlamak. Burada empati kurma arzunuz ve hayat bilgisi dağarcığınız devreye giriyor. Lakin en kötüsü mantık hatasıdır; fırlama bir karakterin aniden utangaç, kendine güvensiz bir pratagonistin de birdenbire Jean D’Arc kesilmesi okuyucuyu çok kızdırır. Okudukları inandırıcı gelmezse ‘arkadaş, bugün git yarın gel’ derler adama…  Bu yüzden, yazara teslim olmak için ona güvenmeniz şart.

Yeni kitaptan bahsedelim. Bir devam olacak mı, yoksa yepyeni bir kurgu mu bizi bekliyor?

Kesinlikle devam kitabı yazmayacağım. Yeni romanımın adı Enginar Mevsimi, bambaşka karakterler ve yepyeni temalar üzerinde çalışıyorum.

Kurgu yeniyse de, yine Zhuizm felsefe akımının izlerini görecek miyiz?

İlginç bir soru. Bunu ben de düşündüm uzun uzun. Acaba yeni romanda Zhuizm’in izleri olsun mu olmasın mı diye… Bakalım zaman neler gösterecek…

2013 Şubat ayında HarperCollins Authonomy altın madalya ödülünü aldınız. Bir yazar için ödül ne hissettiriyor?

Yazdıklarınız ve hissettiklerinizin bir başka beyin ve kalbe tam on ikiden dokunduğunu hissediyorsunuz. İniş takımlarını açmadan piste hızla inen, ama içinden sağ salim çıktığınız bir uçak misali. Adrenalin mideden salgılanıyor, çocuk gibi dans etmek istiyorsunuz. Bu bana olanlar tabii, başkaları bir kadeh şarap ya da gazoz içip hiçbir şey olmamış gibi mışıl mışıl uyuyordur Allah bilir.

4 yıl boyunca şehir rehberi çıkardığınızı da biliyoruz :) Bize bir şehri keşfetmekle ilgili birkaç ipucu verir misiniz?

Turistik gezi kolay. Mesele oradakiler ne yer ne içer onu öğrenmek… Bence ilk iş hemen şehir merkezine inin ve metro durağının önünde takılın. Etraftaki restoran ve barlardaki barmen ve garsonlarla sohbet edin. Baktınız olmuyor, kimseden yüz bulamadınız, hemen bir sanat galerisine girip çenenizi tutarak tabloları seyredin. Sonra da galeri sahibiyle veya kim yetkiliyse biraz muhabbet edin, boş çıkmazsınız. En garantilisi ise Zara, H & M veya MAC tarzı yerlere girmek. Bu tarz zincir mağazalarda çalışan kişilere yerel halkın gittiği mekânları rahatlıkla sorabilirsiniz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir