baş tacı

Paylaşılmaya Doyulmayan O Klip!

By  | 

Facebook’ta bir haftada herkesin duvarına yerleşen, radyoda dönüp duranlara hiç benzemeyen, insanda ezberleme isteği uyandıran o şarkı var ya; biz onu yazıp, söyleyeni herkesten önce bulduk, huzurlarınıza getirdik. Madam Brownie, Hakan Vreskala’nın ilk röportajını iftaharla sunar…

Röportaj: Asya Yenizen
asya.yenizen@madambrownie.com

Facebook’ta bir haftadır herkesin duvarında aynı parçayı görüyoruz. “Kurdî nizanim” bildiğimiz ne Türkçe ne de Kürtçe parçalara benziyor. Seni ilk biz yakaladık ve hemen “Sevdiğimiz Erkekler”e ekledik. Kimsin Hakan Vreskala ve nerelerdeydin?

10 yildir Stockholm’deyim. İşimdeyim gücümdeyim. Müzikle ilgili her işi yaparak geçinmeye çalışıyorum.
Bir akşam festivalde baska bir akşam düğünde, bir akşam Şivan Perwer’le, başka bir akşam Balkan festivalinde sahne tozu yutup çile dolduruyorum veya amiyane tabirle pişiyorum.
Gurbet, diaspora, yalnızlık, karakter evrimi, kendinle hesaplaşma derken 10 yılın bilançosu bu albümle çıktı.

Peki Kürtçe ve Türkçe’nin bu şekilde sentezi nasıl çıktı ortaya?

Türkiye ve Avrupa’nın çok kültürlülüğü birbirinden çok farklı…

Biz az çok kültürlüyüz.

Anadolu’nun birbirine yakın ama çok farklı kültürlere binlerce yıllık ev sahipligi varken, Batı Avrupa’da bu endüstrileşme sonrasına denk düşüyor. Haliyle benim buradaki hayatım çok dilli, hatta çok çok dilli.
Eritreli dostlarımda tutun Şilililere kadar, Yunanlardan Ermenilere kadar… Her dilde küfür veya birkaç kelime bilmek kadar güzel birşey yok.

Mizah müzik vesaire. Ama Kürtçe’nin hayatımda şu an farklı bir yeri var. Çünkü Kürt diasporasının en güçlü olduğu yer İsveç sanırım. Benim de günlük yaşantımda zaman geçirdiğim, çalıştığım insanların çoğu Kürt kökenli. Burada birlikte gurbet deneyimini paylaştık. Ve kız arkadaşım Diyarbakırlı bir Kürt’tü. Tabi ki benim günlük hayatta kullandığım bazı Kütçe kelimeler, deyimler ilişkimize empati kazandırıyordu. Bu günlük hayattaki gerçekliğimizi şarkıya aktarmak kadar doğal bir şey de yoktu benim için.

Siz nerelisiniz? Stockholm’de başlayan bu aşk kaç dallı?

Ben standart bir İzmirliyim. Beyaz Türk, sünni yani main stram olan her şey; deniz kenarı insanı, zeytinyağlı…

Sezen Aksu da şarkıya İzmir tarafından dahil oldu o zaman?

Onun hikayesi cok daha ayrı. Benim Şivan Perwer’le 6 yıl çalışmaktan dolayı, Türkiye’de politikayla ilişkin olduğumdan dolayı ve düğünlerde davulcu olduğumdan dolayı Kürt repertuvarını, İran Kürtlerinden tutun da Irak Kürtlerini soran gören Ezidi Kürtlerine kadar birçok yöre ve Kürt Edebiyatı’na hakimiyetim vardı. Onun da yazlığı İzmir’de olup, oradaki kültüre yaz tatillerinden hakim olma gibi bir lüksü vardı.

Onun en sevdiği sanatçı Sezen Aksu, benimki de Şivan Perwer’di ki Sezen Aksu İzmir’e, Şivan Perwer de onun büyüdüğü eve sıksık konuk olan bir sanatçı idi; durum böyle… Aslında şarkı yazmak için çok fazla bariz bir pozisyon.


Yani Şivan Perwer İzmir’den, Sezen Aksu Stockholm’lü bir Kürt’ten dahil oldu bu aşka?

Aynen öyle… Sanki ilişkimizi sürekli takip eden bir Şivan-Sezen teması vardı; videoya da koymak zorunda kaldım.
Peki biz senin 10 yıllık pişme dönemini kaçırdık, masaya konanı görüp beğendik. Bu 10 yılda neler yaşandı?

Kariyerim sokakta darbuka çalarak başladı. Uzun süre de öyle devam etti aslında. 2 sene her gün çaldım; çok keyifliydi. Düşünün bir kere güzel çaldığın anda para alıyorsun. Yani bir işin var, maaşını ay sonu değil o anda alıyorsun. Yani bazen iyi bazen kötü falan yok. Tabi bunun öncesinde İTÜ Mühendislik hikayesi var. ÖYS’de açıkta kalmalar, ek kontenjandan jeofiziğe girmeler, ondan sonra müzisyen olmalıyım bunalımları… Sonra “Yeter lan” deyip, darbukamı alıp İsveç’e gittim. Niye İsveç onu da hatırlamıyorum. Sonrası nasıl olduysa binlerce kafa arasından beni Kraliyet Konservatuarı’na aldılar; Dünya Müziği bölümüne girdim. Ama bir şekil burslu olmama rağmen hak gasbı oldu. Parasızlık falan darken, kışları da soğuk bastırınca, düğün müzisyenliği kariyerim başladı.
Önce fotoğrafçılık, sonra darbukacılığa terfi ettim.

Nasıldır İsveç düğünü?

Offf… Bunun sayfalarca açıklaması var. Ama diyebilirim ki 1960’larda dondurulmuş bir kültür yaşanıyor. İyi kötü geri ileri diye hiçbir yorum yapmamak gerektiğini anladım.

Kendiliğinden donmuş da olabilir. Havalardan?

Hahah, kesinlikle…

Klipte de içimiz serinledi.

Sizin içiniz serinledi, bizim götümüz dondu. Hayatımız karardı, hasta olduk. İnsanlar bize salak muamelesi yaptı.

Neden salak muamelesi?

Kışın o aylarında moda kalmaz. Herkes aynı şeyleri giyer. Evden çıkış savaşa gidiş gibidir. İç donları, çirkin kalın paltolar, kalın çorap, eldivenler… Biz de ortalıkta stil yakalamaya çalışan dört kara kafalı ve bizi çekmeye çalışan bir Şilili, bir Finli. Offf, çok komikti çok.

İsveçlilerin de soğuğa alışmış olma gibi bir durumları yok o halde bin yıldır?

Soğuğa alışmak soğuğu kabullenmektir bence.

Halay çekenler nereli peki?

İkisi bizden; trompetçi de Müslümanlığa convert etmiş bir İsveçli. Haha gruptaki tek Müslüman…

Biz Madam Brownie’lerin ortak noktalarına şaşırırken sizin bir araya nasıl geldiğiniz konusunda devrelerimiz yanacak.

Peki hep Şivan Perwer’le mi geçti bu 10 sene?

Yok tabi ki de değil. Birçok grupla çalıştım ve sanatçıyla. Liste yapsam sıkıcı olur. Ama Arap elektronikten vahşi Balkan düğün gruplarına, çocuk oyunlarından duvara karşı tiyatro, rock, müzikal müziklerine, film müziklerinden Norrda grubumuzla yaptığımız elektronik deneysellere kadar bir sürü proje.

Biz radyoda her gün birbirinin aynısı 10 şarkıyı sırayla dinlerken bu ne harika bir çeşitliliktir. Biz burada hepi topu 8 nota var ekolüne inanmaya başlamıştık.
Bir de aynı zamanda babasın?

Biraz Kramer Kramer’e karşı vakası.
Haftadan haftaya babayım; yani oğlum 1 hafta bende 1 hafta annesinde.

Sosyal demokrasinin tavan yaptığı bu az nüfuslu ve soğuk ülkede bu kadar macera bu kadar aksiyon olduğunu tahmin edemezdik.

Kadınlar çocuk sahibi olunca anne oluyor, erkekler çocuk sahibi olunca şair ya da yazar oluyor.

Ya da siroz.

Ahaha haklısın.

Biraz önce Norrda lafı geçti değil mi yanlış duymadım? E biz Norrda’yı biliriz ve çok severiz. Açalım lütfen Norrda konusunu unutmadan.

Norrda süreci çok heyecan vericiydi. Ben Halk Müziğindeki tüm birkimimi gerçek ve içten bir senteze akıtmak için yanıp tutuşuyordum ve çok yetenekli dostlarla takıldık. Sonuç, gerçekten başarılı 5-6 parça ve 40-50 muhteşem canlı performans oldu. Tabi çok yetenekli dostlarla çalışmanın cabası, herkes çok dolu olduğu için ikinci album olmayınca havada kaldı.

Başka şehirlerden Norrda dinlemek için İstanbul’a gelenleri biliyorum.

Norrda kadar genius bi proje görmedim açıkçası.

Peki vakit yaratıldığında devam edecek anlamına mı geliyor bu?

Aldığımız tepkiler çok radikaldi. Benim açımdan bitti aslında. Eskiden bir grup vardı, Kumdan Kaleler diye.

Evet evet.

Her dönem keşfedip kafayı kıran insanlar vardı. Norrda da öyle birşey oldu. Ben sözlere çok önem veriyorum.
Bu son 2-3 senedir baba olduğumdan beri farklı birşeyler gelişti. Kendi bestelerimi yapmaya başladım.
Şimdilerde haliyle kendim yazmak ve solo projeme devam etmek istiyorum.

Bir de, bu kadar çeşitli takılmanın sonucunda birşeyi fark ettim İsveç’teki politik doğruculuk ve bunun yarattığı sıkıntı. Hatta ırkçılığın altında bile bu baskı yatıyor. Biraz sinirden biraz da burada Türk olmaktan ki katil muamelesi görme tehlikesi, biraz da ekonomik zorunluluklardan tek kişilik bir şov yapmaya başladım. Düğünleri anlatıp, ırklar arası bariyerleri kırma, herkesin birden çok kimliği olabileceği gerçeğini insanların gözüne sokma.

Kültürel bir etkinlik miydi yoksa neşeli bir şey mi?

Politik doğruculuğu yerin dibine geçirme tarzı; stand up diyebiliriz aslında ama her konuyu bir darbuka şova ya da bir parçaya bağlayıp meddah takılıyordum. Aslında sahneye çıkıp sanki herkese yemek yapıp rakı sofrasında takılıyormuş gibiydim.

Gösteri İsveççe miydi?

Evet sadece İsveççe. E tabi anadilimiz olmadığı için götümüz stand up demeye yemiyordu.
O yüzden hayat kadar politik hayat kadar komik bir şov diye lanse ettim.

Ahahaha… Peki buna rağmen tuttu mu?

2 senedir bayağı iyi gitti ve hala da gidiyor. Adi Köprüleri bombalıyoruz. Kültürler arası köprü metaforundan gına gelmişti.

Peki stand up devam ediyor, multicultural takımınız var, bu gelecekte kesin dönüş yok demek mi?

Evet aynen öyle. Ama Türkiye’de de politik bir stand up yapmayı istiyorum. Ağzıma geleni söylemek istiyorum.

Gündeme de hakim misiniz? Biz tam ağzımıza geleni söyleyemiyoruz da?

Aslında o konuda çok gurbetçiyim. 3 saat gazete okuyorum; her kesiminden gazete, sendika bülteni, ekşisözlük, incisözlük, blog falan ne varsa yalayıp yutuyorum. Bundan sonra çıkacak parçalar daha net politik duruşu olan parçalar. Hedefim hiç dostumun kalmaması… Ağzıma geleni söylemek konusunda ciddiyim.

Ahahaha… Biz fan tarafında yer almaya devam ederiz; gerekirse mahkemeye de geliriz.

Gözümsünüz ondandır.
Çok seviyorum Ahmet Kaya ağzını. Hep beraber mangal yapacağız mahkeme önünde.

Peki Kurdî nizanım single mı, albüm mü? Albümse biz nasıl dinleyeceğiz o albümü?

Valla ben de bilmiyorum. Elde yok avuçta yok. Varımı yoğumu klibe verdim.
Bu hafta bir klip daha çıkacak ama o İsveççe. Bir de böyle bir sorun var; albümün yarısı İsveççe.
Hani hayatımızın gerçekliği diye atıp tutuyoruz ya ondan işte. İsveççe kısmı beni daha çok geriyor. Sanki millet dalga geçecekmiş gibi geliyor ama… Aslında klip bilgisayarımda duruyor; biraz kafayı dağıtıp youtube’a koyuvermek gerek.


Biz Lazca’yı Kazım Koyuncu ve Birol Topaloğlu ile, Kürtçe’yi Aylin ve Rojin ile sevdik. İsveççeyi de Vreskala ile severiz. Bu arada Vreskala necedir?

Baba tarafı Makedonya’dan göçme Türkler. Soy ismi oradan geliyor. Vreskale diye bir kaleymiş, tipik söylene söylene değişme hikayesi Vreskala olmuş. Ben de çok fazla bilmiyorum.
Neyse; album gerçekten çok dilli. İnternet’ten beleşe vermeyi düşünüyorum. Kendi ego tatminim için belki bastırırım. Ama albüm diye bir format kalmadı zaten. Varsa yoksa facebook, youtube falan.

Biz de o zaman internet çağının gazino krallarından sana “al kartımı beni ara genç” demesini umacağız.
Türkiye’de konser vermeyi düşünüyor musun?

Vermek zorundayım. Yaktım gemileri.

Bence de zorundasın!

Bütün projeleri askıya aldım, sadece albüme odaklandım. Teknoloji ilerledi artık, herkes albüm yapabiliyor diye bizi gazladılar; eve kurduk stüdyoyu.

Bu parça ev stüdyosunda mı kaydedildi?

Geldiğimiz nokta; oğlum uyurken sessiz sessiz elektro gitar kaydı yapma halleri. Bitmiyor tabi haliyle bütün albüm evde. Oğlan anaokuluna gidince açıyorum mikrofonları kolonları; 4, 5 saatte ne yaptıysam kar. Ama kafayı yiyorsun; herşeyi kendim yapacağım deyince kablolar yanıyor tabi. Mix master, kayıt, gitar,bas, klavye, öfff; klip, bütçe…
Yoruldum o yüzden albüm çıkmadan önce klibi saldım çayıra kendime geleyim diye.

Türkiye’de bir de “6 yıldır bu albüm üzerine çalışıyorum” ekolü vardır.

Haklılar!
Şunu söyleyeyim bütün müzisyenler her konuda haklı, divalar falan herkes, her zaman yani; o biçim.

Gene de bütün genellemeler yanlış.

Yok şaka bir yana çok zormuş ben onu anladım. Milletin albümünde çalarken kolaydı da, gözükmeyen çok iş var. Şarkıların pişmesi, sözlerin vokallere oturması, canlı çalınması, mixi, kayıt kalitesi, öff neyse herşeyi kendin yapınca kendin de nefret ediyorsun. Düşünsene sabahtan akşama kadar kendi sesini, kendi yazdığın sözleri dinleyip duruyorsun. Kimse o kadar narsist olamaz.

Kendi sesine yabancılaşma oluyor mu ?

Yüzlerce kere “Bu ne oğlum? Bu ne boktan söz? Bu ne mikik ses?” dediğim olmuştur.
Hala da katlanamıyorum bazen parçalarımın bazılarına. Bi de stüdyo evde ya, uyurken bile aklında; kessek şu parçaların gitarlarını, bi daha çalsam şu vurmalıların dublesini alsam, ulan vokallere efekt ekleyeyim muhabbetleri ay ay…

Tek beğenmediğim yanım mükemmeliyetçiliğim diyorsun. Klibi çayıra salmak senin için belki iyi oldu ama bizim için dert oldu. Gerisi için sabırsızlanıyoruz.
İsveççe ya da Urduca? Tempo bu olduktan sonra.

Dediğim gibi ikincisi İsveççe olacak hatta galiba üçüncü de İsveççe olacak.
4 ve 5 ilginç olacak galiba. Şu anda onları planlıyoruz. Bütçeyi nasıl çıkaracağız bilmiyorum ama Allah kerim metodu her zaman işe yaramıştır.

Peki seni Türkiye’de ne zaman görebileceğiz? Gazinolar kralı keşfetmeden bir Madam Brownie hadisesinde hep beraber coşsak iyiydi.

Ayarlayın atlarım gelirim gümbür gümbür.

O zaman bu sohbeti “devam edecek” deyip virgülleyelim şimdilik.
Teşekkürler.

Ben teşekkür ederim, görüşmek üzere derim o halde.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir