Sevdiğimiz Erkekler

Sevdiğimiz Erkekler: Yılmaz Aslantürk

By  | 

Röportaj: Yeşer Sarıyıldız

yeser.sariyildiz@madambrownie.com

Evet evet, ben de Uykusuz’u alınca okumaya ilk Otisabi’den başlıyorum. Hatta dergiyi aldığım yerden eve yürüyüş yolumda dünyadan soyutlanıyor –ki sık yaptığım bir şey- ve Otisabi’nin dünyasında araba kornaları beni uyarana dek kayboluyorum. Bazen okurken, “A-a Sinem’in geçen gün anlattığı çocuk bu lan” diyorum kendi kendime; bazense telefonla konuşurken duyduğum şey zihnimde bir flashback çaktırıyor ve Otisabi’nin karelerinden birine gidiveriyorum birden, “Olamaz ya” diyorum. Ben Yılmaz Aslantürk’ün köşesini, erkeklerin dünyasına açılan samimi kapı olarak görüyorum, muhtemelen siz de öyle. E hal böyleyken, onunla kadınlardan ve erkeklerden konuşmadan durmak olur muydu? Doğru cevap, tabi ki olmazdı.


Sizinle röportaj yapacağımızı duyan tüm erkeklerin sıkıcı sorusuyla başlamak istiyorum müsaadenizle: “Gerçekten o çizdiklerinin hepsini yaşamış mı?”

Böyle bir yaşam biçimi olan adamın hikaye yazmakla çizmekle ilgili bir kaygısı olmazdı. Ama en iyi bildiğim dünyayı çizdiğimi itiraf edeyim. Anlatacağım konunun hikaye olabilmesi için senaryoya ihtiyaç var, bunun için de yaşadığım ya da tanık olduğum olaylara eklemeler, çıkarmalar yapıyorum elbette.

İnternette sizinle ilgili sayfalardaki üç yorumun ikisi bu yönde olduğundan; eminim ki kitap fuarlarında, yolda vs size rastlayanlar taktik istiyorlardır sürekli. Ne diyorsunuz, geçiştiriyor musunuz?

E-mail ile ilişkilerindeki sorunları anlatıp “deva” isteyenler de var. Bu durumdan şikayetçi değilim, ister istemez bir “ilişki ağbisi” oldum. Her ilişkinin kendine özgü şartları var bunları bilmek gerekiyor. Ayaküstü verilen tavsiye kimsenin işine yaramaz.

Çok fazla mesaj aldığınıza şüphe yok. Genel kategorileri merak ediyorum biraz da… “Aynı bensin Otisabi”ciler mi, “Helal be”ciler mi, “Nasıl yapıyorsun iki taktik ver”ciler mi, yoksa “Sağol varol Otis, çok şey öğrendim senden”ciler mi yoğunlukta?

Erkeğin doğasında olan çok kadınla birlikte olma isteği ve bunu başaran figür olarak gördükleri Otisabi’yi idol olarak benimseyenler çoğunlukta.

Otisabi’nin karşısına çıkanlar hep cin olmadan adam çarpmaya çalışan kadınlar. Kadınlar cidden bu kadar çakal mı erkeklerin gözünde? Bu kadar net, bu kadar belirgin fesatlıklara, kötülüklere sahip bi cinsiyet mi kadın (m)illeti?

Erkekler enerjisinin büyük kısmını ilişki başlatmak için kullanıyor hatta bunun yeterli olduğunu sanıyorlar. Sonrasında ise ilişkiyi kadınlar götürüyor diledikleri gibi yönlendiriyorlar, istediklerini yaptırmak için her türlü kurnazlığa başvuruyorlar. Kadınların binlerce yıldır birbirlerine aktardığı bilgiler bunlar. Erkeklerin aralarında ilişkilerini konuşmak gibi bir gelenekleri yok. Otisabi ise ipleri asla karşı tarafa bırakmıyor, yani kadın gibi düşünüyor, hamleleri ve kumpasları önceden görüyor. Başarısını buna borçlu :)

Peki çakal olduğumuz kadar da saf mıyız aynı zamanda? :) Ya da söylenildiği kadar karmaşık mı? Mütemadiyen aynı taktikleri yiyoruz çünkü…

Erkeklerin zayıf yanı cinsel açlığı, seks vadeden bir kadına hiçbir erkek kayıtsız kalamaz. Kadınlar da bunu çok iyi biliyor ve birden av haline dönüşüyoruz.

Peki Otisabi’yi kendileriyle özdeşleştiren kadınlar da var mı?

Çok fazla değil; ama özdeşleştirenler de var. Kadınların Otisabi’yi sevmelerinin nedeni bir erkek tarafından aktarılan samimi itiraflar.

Otisabi kadınların erkekleri anlaması için de rehber niteliğinde aslında, her ne kadar hayal kırıklığı yaratıcı etkisi olsa da :) Otis erkeklere taktik sunarken kadınların da o taktikleri öğrenmesini sağlıyor biraz. Sık sık flashback yaşadığımız oluyor mesela Otisabi karelerine dair. Burdan, bizi bi konuda daha aydınlatmanızı istemeye bağlayacağım şimdi. Erkeklerin skor olayını anlayamıyorum. Yatak anlamında değil, ilişki anlamında… Eski sevgili sayısı=Başarı gibi bi durum var; ama aslında o kadar eski sevgilin var, o kadar başarısızsın işte… Aslı astarı nedir bunun? Neresinden bakamıyorum olayın?

Taktik sunuyormuşum gibi algılansa da derdim ilişkilerde yaşanan gerçeklikleri, niyetleri tüm çıplaklığıyla sergilemek. Her iki taraf da duygudan arınmış pornografik halini izliyor Otisabi hikayelerinde. Erkeklerin skor merakını biyolojik olarak görüyorum, milyarlarca spermini saçmak ve genlerini yaymak istiyor. Kadının ise sadece tek bir yumurtası var, en iyi geni bulmak zorunda bunun için de daha fazla sosyalleşmeye ihtiyacı var.

Türkiye Christian Troylarla dolu değil sonuçta, fazlaca kıskanılıyorsunuz. Böyle bir hayat yok, okumak zevk veriyor, imrendiriyor, merak ettiriyor. Aslında sevişmek için delirip sevişemeyen, ya da seksten bahsedemeyen bi ülkede cinsellik tabusuna çok ciddi çomak sokuyorsunuz, tespitlerle dolu Otisabi. Hal böyleyken, bir taraftan Otis’i sadece “yatıyor kalkıyor” olarak görüp yerden yere vuranlar da var ve aslında onlar da Uykusuz’da ilk Otisabi’yi okuyanlar. Bu durum biraz can sıkmıyor mu? Ya da şöyle sorayım, sizin için hangi tepkiler önemli? Sadece tepki verdirmekte mi olay?

Bir anti kahraman yaratma fikriyle yola çıktım. Sadece kadınlarla değil, iş yaşamında, mahallesinde, oturduğu apartmandaki komşularıyla yaşadıklarında her an tetikte olan ve bunlarla başa çıkma yollarını bilen ve uygulayan bir kahraman. Yani hayatın bir de bu yönü var, bir erkek çıktığı kadının gözlerine bakarken kalçalarına elini götürmek istemiyor mu, kadın da erkeğin maaşının ne kadar olduğunu, parmak uzunluğundan penisinin boyunu merak etmiyor mu? İş yerinde herkes çok mu iyi, hangi patron yanında çalıştırdığı kadının göğüs dekoltesinin içine düşmüyor? Bunları sokuyorum gözlerine, haliyle rahatsızlık veriyor. Kadının ruhunu okşayan, “ne kadar da masumum, dürüstüm, hep ezildim ben” kıvamında daha sevimli hikayeler çizsem daha hoş tepkiler alırdım. Denenmemiş, zor birşey yapıyorum, başarıdan mizah üretmeye çalışıyorum.

Sex and the City’nin erkek versiyonu gibisiniz. Dizi ya da filmi hak ediyor Otisabi bana kalırsa. Var mı böyle projeler?

Her hafta masama A3 boyutunda bir kağıt koyup senaristi, yönetmeni, kostümcüsü, dekorcusu, ışıkçısı olduğum bir hikayeyi çizerek anlatıyorum. Oysa film çekildiğinde tanımadığın birilerinin eline veriyorsunuz ve onlar da anladığı şekilde çekiyorlar. Otisabi’yi emanet edebileceğim kadroyu iyi seçmek durumundayım. Şu sıralat ciddi bir yapım şirketi Otisabi’yi dizi film haline getirmek için çalışmaya başladı. Bakalım, ben de merak ediyorum.

Türkiye’de mizahçıların iyi kazanamadığını duyuyoruz… Mizah dergileri reklam da almıyorlar, neden?

Sadece dergi sahipleri iyi kazanır. Benim tek gelirim Uykusuz dergisinden aldığım telif  ve onun sağlayabildiği standartta yaşıyorum. Mizah dergilerine reklam alınmaması geleneği 80’li yıllarda Gırgır sayesinde oluştu, her şeye muhalif olma ayrıcalığınız olabilmesi için kimsenin parasına muhtaç olmamanız gerekiyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir