baş tacı

Şurdaki kız bize bakıp bi’ şey yazıyor…

By  | 

beatifull-coffee-cute-girl-vintage-Favim.com-420752_original

Yazı : Gülben Şaş – Harfiyatçı Kadın

Hemen yan masada oturuyorlar.

Kız, iki elinin arasında dev bir kupa tutuyor. Gerçekten de güzel tutuyor. Elbette sıcak çikolata bu, vadedilmiş mevsimsel içkimiz… Ama bir kızın iki elinin arasında sımsıkı tutulan bir sıcak çikolata, asla sadece sıcak çikolata değildir.

Çocuğun elindeyse kız gelmeden önce yemeğe başladığı bir sucuklu tost var.

Havalar soğudu, artık sucuk yiyebilirim diye düşünüp sevinmiş olmalı.

Ah seni küçük adam! Sucuk ve soğuk hava arasında harika bir zamanlama dengesi kurdun ama kızın erken gelebileceğini düşünmedin değil mi? Sen iki elin arasında o sucuklu tostu ne kadar sıkı tutarsan tut, onun gibi görünmeyi başarabilir misin? Tanesi 20 kuruşa basılmış bir menüden seçilmiş siparişle tüm evrene böyle anlamlı mesajlar verebilir misin, söyle küçük adam!

Konuşmalara da kulak kabartıyorum.

Aslında pis bir dedikodusevici gibi gizli gizli dinlememe gerek kalmıyor. Kızın sesindeki bu tınıyı çok iyi tanıyorum, “kimin ne düşündüğü umrumda değil, içimden geldiği gibi yaşıyorum” duruşu bu. Hepimiz onun dev dramasının küçük parçalarıyız. Biraz sessiz konuşsa, derisinden yükselen Sezen Aksu şarkılarını bile duyabiliriz.

Çocuk gergin, çocuk sessiz, çocuk kendi içine kaçmış… Kız çikolata kokan nefesiyle öne eğilmiş uzun uzun konuşurken onun sucuk kokulu cümleleri donmuş yağ gibi dudaklarına takılıyor. Nalakası var diyor; Afyon’da, Kayseri’de bir dana möölüyor. Kız, “bunları senin için yaptığımı göremeyecek kadar duyarsızsın” dediği anda o dananın burnuna bir kelebek konuyor. Bardağını alıyor tabii ki iki eliyle, arkasına yaslanıp uzaklara bakıyor. Kusursuz! Ayağa kalkıp alkışlamamak için kendimi zor tutuyorum. Çikolatasını bir enstrüman gibi nasıl kullandığına bakın. Şu anki ruh hali için harika bir fon… Konuşurken sallanan soğuk tostun burada hiç gücü yok. Çocuk ağzında kalan lokmayı konuşma arasında çiğnerken bu kadar haklı görünmeyi başaramayacak. tostlar

Bekliyorum, nedense çocuk bir zafer kazansın istiyorum. Çalsın kalbini, şaşırtsın kızı. Hepimiz coşkuyla ayağa fırlayıp bardaklarımızı onun için havaya kaldıralım gibi şeyler düşünüyorum. Yüzüne bakıp gülümsüyor. İşte çok yakın… Bebeğim diye giriyor lafa, üç nokta es’i vermeyi bile ihmal etmiyor. Bir daha söyle!

“Amma abarttın ha!” diye devam ediyor.

Her şey durdu, bir filmde olsak o anda çatıdan havalanan bir kuşu izliyor, sonsuz sessizlikte kanat sesini duyuyorduk. Özellikle “ha”daki sucuk gerçekliğini düşündükçe ürperiyorum. Oldu mu şimdi küçük adam! Hiç oldu mu!

Kızın cevabı elbette araya bir paragraf yazabileceğim kadar geç gelmedi.

“Abartmak dediğin seni önemsemekti, sevmekti BEBEĞİM! Değmezmişsin” dedi ve ayağa kalkıp gitti. Son…

İşte sucuk, sıcak çikolataya böyle yenilmişti. Hesabı masaya bırakıp peşten gitmeli bir olaya şahit olduğuma seviniyordum, benim başıma böyle şeyler gelmiyor.
Hani böyle birilerinin derdi birileri için başak konusu oluyorsa demek ki değmez. Yani başkalarına ait şeylerle ifade etmeyi seviyoruz ya kendimizi, üzerinde hiç emeğimiz olmayan bir kitabı, şarkıyı, hatta parfümü benimsiyoruz ya… Aslında aynı şey. Başka bir düşünüş tarzını da benimsemek gerek. Kendi beynin sana kötü davrandığında hiç alakasız birinin gözünden olaylara bakabilmek gerek. Belki o zaman boktan tripler, yok efendim dedikodular, çok anlamsız kaygılar, boş laflar o güzelim neşeni tokatlayamaz.

Arkalarından biraz daha bakıyorum. Ortadan kaybolduklarında sıcak çikolatamı bitirip markete doğru yola çıkıyorum.

Canım sucuk çekiyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir