baş tacı

Temcit Pilavı Sendromu

By  | 

“Kaderini sev!”

Yazı: Başak Üstündağ

Hayatımın hatırı sayılır kısmını çeşitli sebepler yüzünden ‘benmerkez’imden çıkmayarak yaşadım. Sıkça dikkatimi çeken ama o sırada ne yapacağımı bilemediğim şeyler oldu bu esnada. Kendine yetebileceğine dair o kadar saplantılı inançları oluyor ki bazen insanların… İşte tam da o ruh halindeydim. Kendime yetebilir, sorunlarımı çözebilir, yalnız başıma idare edebilirdim.

Kazın ayağı farklı bir istikameti gösteriyordu lakin…Görmek istemedim uzun süre.

Sorun şuydu: Aynı olayı, farklı kişilerle, farklı mekanlarda temcit pilavı gibi yaşayıp duruyordum. Bir değil, iki değil, üç değil. Bunu ilk farkettiğinizde garip, kolaylıkla açıklanamaz bir dehşet duygusuna kapılıyorsunuz. Evrensel, kocaman, mistik bir örgütün ruhunuzu ele geçirmiş olması gibi binlerce tuhaf şeyler geçiyor aklınızdan.

Kader’e hep inandım. Bir gün iyi şeyler olacağına, bir gün bu tekrardan çıkacağıma, bir gün mutlu bir sonum olacağına. Bu tekrarları kötü bir şey sandım uzun süre. Öğrenmem gereken şeyleri bir türlü öğrenemiyormuşum da tahtada tek ayak cezası almışım gibi.

Geçen günlerde bir arkadaşım bahsetti “Hep aynı şeyleri yaşıyorum.” diye. Sadece bana oluyor sandığım, sadece benim içimde olduğunu sandığım o duyguyu anlattı. Kader kollektif çalışıyordu demek. Bir miktar ‘ben’den çıkabilsem halbuki, yıllarca önce anlayacaktım.

Bu bir ceza değildi. Bu kaderin bir laneti, kolkola girmiş mistiklerin oyunu, bu kötü bir şey değildi. Bu kollektif kaderdi. Herkesin bir dönem geçmesi gereken ama bir sınav olmayan. Ortak hatamız; bunu bir sınavmış, testmiş gibi görüp çuvalladığımızı hissetmek. Bir şeyi tekrar tekrar yaşıyorsak sebebi o şeyin tadını çıkaramadığımız, oyunu kuralına göre oynayamadığımız için!

İzin vermiyoruz kendimize. En rahatımız bile kontrol hastası olabiliyor zaman zaman. Evdeki ekmek bitse panikleyen biz; konu kendimiz olduğunda ruhumuzu o kadar hoyrat kullanıyoruz ki… Hayatta en yedeği olmayan şeyi, ‘kendimizi’ hor kullanmak, engellemek, kendimize ket vurmak konusunda o kadar ustayız ki…

Yaşayın. Bir klişe gibi gelebilir ama klişeler doğru olduğu için klişedir. Yaşayın ve akışa bırakın. Yaşayamadığınız, engellediğiniz, oyunu oynamadığınız için yeniden yeniden aynı şeyleri yaşıyorsunuz. Sonunu düşünmeyin bir defa da. Akın gitsin.

Yaşayın, nefes alın.

Hayat bir oyunsa eyvallah. Haydi oynayalım! Ya-şa-ya-lım!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir