RELATIONSHIT

Uzak Mesafe İlişkisine Giriş (UMİG 101)

By  | 

O kadar sinirliyim ki bir solukta anlatacağım, kimse sözümü bölmesin.

Yazı: Ayşe Durkan

ayse.durkan@madambrownie.com

Ortada uzak mesafe ilişkisi diye bir gerçek varken kimse bana klasik ‘şu mükemmel işleyen sisteme bak, sence bunların hepsi kendiliğinden oluşmuş olabilir mi’ cümlesini kurarak Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışmasın, beni koskoca bir nah çekmek zorunda bırakmasın. Uzak mesafe ilişkisi evrenin verdiği en büyük sistem hatasıdır okuyucu. Burada dünya üzerince her 10 çiftten 4’ü uzaktan uzağa mesajlaşmakla yetiniyor diye istatistikî bir bilgi vermeyi çok isterdim, biraz havam olurdu evet ama maalesef hiçbir bilgim yok, sadece sinirim var. Uzak Mesafe ilişkisi, canım Eros’un ‘Amaan şimdi yatayım yarın sabah bunları hallederim’ deme gafletine düşmesi sonucu, aceleye gelmiş, yarım yamalak yapılmış ev ödevi gibi bir şey. Okları öyle rastgele atmış işte paşam.

Göremiyorsun, öpemiyorsun, dokunamıyorsun, sinirlendiğinde ters bakış atıp tırnaklarını eline geçiremiyorsun. Birlikte yapmak istediğin birçok şey oluyor ve aslında çoğu çok basit şeyler tamam mı? Ama yapamıyorsun işte, erteliyorsun sürekli. Mesafenin önüne geçebilecek hiçbir babayiğit yok okuyucu. Nedense birlikteyken zaman nedense çok hızlı, ayrıyken ağır çekimde akıp gidiyor ve sen yatıp kalkıp telefonun varlığına dua ediyorsun, uçak biletlerinin fiyatlarına bakıyorsun mütemadiyen, onun bulunduğu şehir kafanda bambaşka ve erişilmez oluyor.

Bahar geldiğinde tüm çiftler yılış yapış öpüşüp koklaşırken sen sadece ‘Burada hava çok güzel, keşke sen de olsan’ demekle yetiniyorsun. Üstelik çevrendeki çoğu kişi nasıl olsa ayrılırsanız gözüyle bakıyor ve etrafında ağzını tutup yırtmak istediğin insanların sayısı artıyor bu sayede. Kıskançlık zaten bir türlü aşılamayan bir problem. Onun yaşadığı şehirdeki bütün kızlar gözlerini seninkine dikmiş gibi hissediyorsun. Tüm şehri ateşe vermek, helikopterle sevdiceğini kurtarmak, gökyüzünde şampanya yudumlarken yanan şehre bakıp kahkaha atmak istiyorsun. Yani çok abarttım evet ama ben istiyorum, yapacak bir şey yok (gülücük)

Sonra ayrılık zamanları.. ‘son bir kez daha sarılayım’lar havada uçuşuyor, insanlar uzaktan sizi izliyor. Fakat ne bileyim sen bir Hülya Koçyiğit gibi güzel, erkek de Ediz Hun kadar yakışıklı olamadığından etkileyici bir sahne çıkaramıyorsun ortaya. O gidiyor, sonra sen yine kalıyorsun yalnız. İşte o anlarda ben kendimi sevgilisinden ayrılmış, yolda arabesk şarkı eşliğinde tek başına yürüyen Ferdi Tayfur a benzetiyorum okuyucu. O kadar kederleniyorum yani anlayacağın.

Onun yaşadığı şehre gitsen ayrı bir dert zaten, ne kadar kısa süreli kalırsan kal, kendini oraya ait hissediyorsun, orada bir hayatın olduğuna inanıyorsun. Bu yüzden de hem sevgilini hem de o şehri geride bırakıyor olmak evlat acısı gibi koyuyor insana.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir