baş tacı

Vanilyalı Umutlar ve Soğuk Köfte Gerçekliği

By  | 

photo

Çok güzel ya burası!

Bir algida kutusunun içine girdim, çok geçmeden bir anne başka bir algida kutusuna ait kapakla kapattı üzerimi.

Serin serin oturuyorum. Haşlanmış nohutlar, dolmalar, köy salçaları arasında samimi ve tehlikesiz bir hayatım var.

Meditasyon yaparak bir zeytinyağlı gibi düşünmeye çalışıyorum. Açken tercih edilmeyen, ama süslü bir yemeğin yanında sunulduğu zaman çok mükellefmiş gibi olan o yan yemek, ara sıcak hatta kimi zaman salatadan sayılan… Bir çatalın tersine yaslanıp çöpe itilme korkusuyla ürkek, streç film özlemi çeken zeytinyağlılar…  Kolay olmuyor o kafaya ulaşmak, çalışıyoruz.

Buraya gelmeden önceki son günümü hatırlıyorum da… Yılışık bir sıcak, alakasız bir müzik, bira (yalnız bira özleniyor), bol bol konuşmak… Anlattığım her şeyden çok memnundum aslında. Kararlılık desen bende, samimiyet desen bende, keyif desen bende… Neyse, sonra bir anda senkron hatası verdim. Sesim hareketlerimden önce aldı başını gitti. Kendi hızına yetişememek diye bir şey varmış ve bu illete yakalanmıştım işte. Derken içime öküz oturdu gibi oldu. Ne yapacağımı bilemediğim çeşit çeşit duygu baktım bir olmuş, beynime kafa göz dalıyor. Paniklemeyim dedim ama yok, mümkün mü! Soğukkanlılığım yapışmış bir köşeye, titreyerek bu feci dayağı seyrediyor şerefsiz. Bu kadar adi olduğunu bilmezdim, en zor anımda yalnız bıraktı beni. Şimdi görsen, havasından geçilmiyor. Neyse…

Zavallı beynimin dağılan yerlerini toparlamaya çalışırken düşünmeye başlayabildim: Aslında duygularım iyi benim, ama çevreleri kötü.

Hissiletişime geçip duyguları ham halleriyle saldığında; kalıplara, standartlara, taktiklere, hesaplara hazırlıklı olmak gerekiyor; en azından çevrelerin beklentileri bu. Enteresandır, kalp kırılıp çatladıkça duyguları sızdırabilmesi zorlaşıyor. Kalabalıklaştıkça boşalıyor. Her şeyi bir tarafından anlıyor yani. İşin doğrusu böyleyken böyle diye anlatırsın istersen, zor yolu tercih edersen… Fakat günümüzde her uyuz insandan biri bu yolu tercih etmiyor ve sen muhtemelen onu buluyorsun. Neden? Çünkü bok var. Kalp şeklinde.

İşte böyle olaylar olayları izledi, dedim benim de değişmem mümkün değil; azıcık soğuyayım diye kendime burayı buldum. En azından dayağın şişliği inene kadar buradayım. Sonsuza kadar kalacak değilim ya. Gerçekçi olmak lazım, plastik çok zararlı bi şey sonuçta.

Döndüğümde neyle karşılaşırım bilmiyorum. Ne olur ne olmaz diye beynime birkaç savunma tekniği öğrettim. Kalabalık halde dolaşan duyguların arasından geçmemesi gerektiğini de artık biliyor. Bazı şeylereyse asla anlam veremeyecek olmasından memnunum.

Başka ne öğrendim? Yani işte bazen açarsın dondurma kutusunu, içinden dondurma çıkmaz. Normal bir zamanda seversin aslında köfteyi de, ama şimdi sırası değildir. Arada unutup yeniden denersin aynı dondurmasız kapta şansını, sonra bir akşam aniden acıkınca buzlukta köfte olduğu aklına gelir ve sevinirsin.

Ben şimdi meditasyonuma döneyim, kapağı tam kapatır mısınız lütfen?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir